Saat Dokuzun Kırk Dakikası Hikayesi
Saat Dokuzun Kırk Dakikası Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz saat dokuzun kırk dakikası hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Saat Dokuzun Kırk Dakikası Hikayesi Oku
Küçük bir Anadolu kasabasında, çarşının en kuytu sokağında, demircilerin çekicinin sesinin artık sadece akşamüstü yankılandığı, sokak lambalarının çoğunun yanmadığı bir mahallede, tek katlı, kerpiç duvarları yıllarla eğrilmiş bir evde yaşardı.

Saat Dokuzun Kırk Dakikası Hikayesi
Küçük bir Anadolu kasabasında, çarşının en kuytu sokağında, demircilerin çekicinin sesinin artık sadece akşamüstü yankılandığı, sokak lambalarının çoğunun yanmadığı bir mahallede, tek katlı, kerpiç duvarları yıllarla eğrilmiş bir evde yaşardı Fatma Nine ile torunu Zeynep. Fatma Nine yetmiş sekizindeydi ama kasaba halkı ona hâlâ “Fatma Nine” derdi; çünkü o, zamanın üzerinde bir yerlerde duruyor gibiydi, ne gençleşiyor ne de yaşlanıyordu, sadece duruyordu. Zeynep ise on dört yaşındaydı; okuldan döner dönmez çantasını kapının arkasına bırakır, mutfağa girer, nineyle birlikte sessizce çay demlemeye koyulurdu. Konuşmazlardı pek; konuşacak çok şey vardı ama hepsi aynı anda söylenmek istemiyordu, sanki kelimeler acele ederse dağılıp gidecekti.
Evde en çok göze çarpan şey, salondaki duvarda asılı duran, ceviz çerçeveli, camı hafif buğulu, rakamları siyah lake boyayla işlenmiş eski bir duvar saatiydi. Saat yıllardır dokuzun kırk dakikasını gösteriyordu. Ne ileri gider, ne geri kalır; tik tak sesi çoktan susmuştu. Fatma Nine, Zeynep’e her sorduğunda “O saat durdu çünkü durması gerekiyordu” der, başka bir şey eklemezdi. Zeynep de üstelemezdi; çünkü nineyi üzdüğünü hissettiği her an kendi kalbi de aynı anda sıkışırdı.
Bir kış akşamı, karın camlara usul usul vurduğu, sobanın içinde odunların çıtırtısının evin tek sesi haline geldiği saatlerde, Zeynep yine salonda oturmuş, defterine bir şeyler karalarken saatin camına baktı. O an, çok tuhaf bir şey oldu: saatin akrebi bir an titredi, sonra yavaşça, sanki yıllardır uyuyan bir kas zorlanarak hareket ediyormuş gibi, on dakika ileri gitti. Dokuz elli oldu. Zeynep donup kaldı. Nine mutfaktan seslendi: “Kızım çay hazır, gel.” Zeynep cevap veremedi. Gözleri saatteydi. Birkaç dakika sonra akrep yine kıpırdadı. Dokuz elli beş. Kalbi öyle hızlı atıyordu ki, sanki göğsünden çıkıp saatin içine girecekti.
O Gece Herkes Yattıktan Sonra Zeynep Kalktı
O gece, herkes yattıktan sonra Zeynep kalktı. El fenerini aldı, battaniyeyi omuzlarına sardı, salona gitti. Saatin önünde diz çöktü. Camına dokundu; soğuktu ama sanki camın arkasında bir nefes vardı, hafifçe buğulanıyordu. Fısıldadı: “Neden durdun? Neden şimdi hareket ediyorsun?” Cevap gelmedi. Ama o anda saatin içinden, çok derinden, boğuk bir erkek sesi yükseldi; “Çünkü artık bekleyecek bir şey kalmadı.”
Zeynep geriye sıçradı. Fener elinden düştü, yuvarlandı, ışık duvara vurdu. Orada, saatin gölgesinde, hafif saydam bir siluet belirdi. Adam kırklı yaşlarda görünüyordu; eski bir yün kazak giymiş, kolları sıvalı, elleri nasırlı, ama gözleri çok yorgun ve çok yumuşaktı. Zeynep onu tanıyordu; fotoğraflardan tanıyordu. Dedesiydi. Yirmi sekiz yıl önce, bir sabah erkenden tarlaya giderken traktörün altında kalmış, o gün saat tam dokuz kırkta durmuştu. Fatma Nine o saati bir daha kurmamış, “O durduysa, hayat da dursun” demişti.
Adam –yani dedesi– konuşmaya başladı, sesi saatin tik takları gibi aralıklı ve ağırdı: “Ben durdum çünkü senin büyümeni görmek istedim. Eğer saat yürürse, zaman da yürür, zaman yürürse ben tamamen giderim. Ama artık büyüdün. Artık nineyi yalnız bırakmayacaksın. Artık benim beklememe gerek kalmadı.” Zeynep ağlamaya başladı, ama ses çıkarmadan, sadece gözyaşları akıyordu. Dedesi elini uzattı; Zeynep o eli tutmak istedi ama parmakları havada geçti, sadece hafif bir serinlik hissetti. Dedesi gülümsedi: “Saat yürüsün artık. Bırak yürüsün. Ben de seninle birlikte yürüyeceğim, ama başka türlü.”
O anda akrep bir kez daha hareket etti. On oldu. Sonra on bir, on iki… Saat yeniden hayata döndü. Tik tak sesi evin içinde yankılandı; önce yabancı, sonra tanıdık, en sonunda da çok özlenen bir ses gibi. Dedesinin silueti yavaşça dağıldı, saatin camına son bir kez dokundu, sanki veda eder gibi, sonra tamamen kayboldu. Sabah Fatma Nine kalktığında saatin çalıştığını gördü. Bir an durdu, elini kalbine koydu, sonra mutfağa yürüdü, çaydanlığı ocağa koydu. Zeynep’e seslendi: “Kızım, gel bak, saat yürümeye başlamış.” Zeynep geldi, nineye sarıldı. İkisi de bir şey söylemedi. Sadece sarıldılar. Saat tik taklarıyla odada dolaşıyordu; artık dokuz kırk değildi, on ikiyi biraz geçiyordu ve yoluna devam ediyordu.
O Günden Sonra Evde Bir Şey Değişti

Saat Dokuzun Kırk Dakikası Hikaye Oku
O günden sonra evde bir şey değişti. Fatma Nine daha çok gülmeye başladı, Zeynep daha çok konuşmaya başladı. Saat her gece on ikiyi vurduğunda, ikisi de bir an durur, birbirine bakar, gülümserdi. Çünkü biliyorlardı ki, bazı şeyler durduğunda gerçekten bitmez; sadece başka bir biçimde devam eder. Ve eğer bir gün sen de eski bir saatin önünde durup camına bakarsan, bebeğim, belki sen de görürsün: tik takların arasında bir gölge, bir nefes, bir veda ve bir hoş geldin. Çünkü zaman durmaz; sadece bazen, sevdiklerimizi bekletmek için duruyormuş gibi yapar.
Saat Dokuzun Kırk Dakikası Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, saat dokuzun kırk dakikası hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan saat dokuzun kırk dakikası hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Kayıp Kemanın Gecesi Hikayesi