Rüzgârın Çaldığı Şarkı Ve Küçük Kapı Hikayesi
Rüzgârın Çaldığı Şarkı Ve Küçük Kapı Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz rüzgarın çaldığı şarkı ve küçük kapı hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Rüzgârın Çaldığı Şarkı Ve Küçük Kapı Hikayesi Oku

Rüzgârın Çaldığı Şarkı Ve Küçük Kapı Hikayesi
Çok eski bir ormanın tam kalbinde, kimsenin hatırlamadığı bir patikanın ucunda, yere gömülü gibi duran minik bir kapı vardı. Kapı o kadar küçüktü ki, yetişkin biri eğilse bile ancak başını sokabilirdi. Üzerinde paslı bir zil, yanında da yosun tutmuş, kırık bir tabela asılıydı. Tabelada tek kelime yazılıydı: “Gir”. Ama kimse girmemişti. Yüzlerce yıl. O kapının bekçisi, adı Mina olan on yaşında bir kızdı.
Mina ormanda yaşıyordu; annesiyle babası onu doğduğunda ormana bırakmış, “Burası senin evin olacak” demişlerdi. Mina büyürken ormanın dilini öğrenmişti. Yaprakların hışırtısından yağmurun geleceğini, dalların gıcırtısından rüzgârın ne kadar öfkeli olduğunu anlardı. Ama en çok sevdiği şey, rüzgârın şarkılarını dinlemekti. Rüzgâr şarkı söylerdi. Herkes “sadece ses” derdi ama Mina bilir ki, rüzgârın içinde kelimeler saklıydı. Bazen çok eski bir ninni, bazen kimsenin bilmediği bir ağıt, bazen de yarım kalmış bir aşk mektubu. Mina o şarkıları toplar, küçük bir kutuya koyar, geceleri dinlerdi.
Bir kış akşamı her şey değişti. O akşam rüzgâr çok tuhaftı. Normalde dalları sallarken uğuldar, yaprakları savururken ıslık çalardı. Ama bu sefer… sessizdi. Öyle derin bir sessizlik ki, orman bile korkmuştu. Mina kapının yanına oturdu, kulak kabarttı. Hiçbir şey yoktu. Rüzgârın şarkısı kaybolmuştu. Mina kutusunu açtı. İçindeki bütün şarkılar hâlâ oradaydı ama biri eksikti. En sevdiği şarkı. Rüzgârın en eski, en narin şarkısı: “Gökyüzüne Dönüş”. O şarkıyı rüzgâr sadece Mina’ya söylerdi. Bir daha duyamayacağını düşününce göğsü sıkıştı.
Kapının zilini çaldı. Bir kere. İki kere. Üç kere. Kapı titredi. Sonra yavaşça, kendi kendine açıldı. İçeriden loş, mavi bir ışık sızdı. Mina eğildi, içeri girdi. Kapının öbür tarafı bir tünel değildi. Bir oda değildi. Bir… gökyüzüydü. Ama tersine. Mina’nın ayakları yerde, başı aşağıdaydı ve üstünde sonsuz bir mavi uzanıyordu. Bulutlar ayaklarının altında yüzüyordu. Yıldızlar aşağıda, Mina’nın başının hemen üstünde yanıp sönüyordu. Orada, tam ortada, kocaman, saydam bir kuş oturuyordu. Kanatları rüzgârdan yapılmıştı. Gözleri iki tane minik fırtınaydı.
Minanın Gözleri Doldu Ama Sesi Titremedi
“Şarkımı çaldın,” dedi kuş. Sesi hem çok uzak, hem de Mina’nın kulağının içindeydi. Mina korkmadı. Sadece başını eğdi. “Çalmadım,” dedi. “Seni kaybettim. Ve sensiz orman çok sessiz.” Kuş kanatlarını hafifçe çırptı. O çırpışla etraftaki bulutlar dağıldı, yeniden toplandı. “Ben Rüzgâr’ın Şarkısı’yım,” dedi. “Ama insanlar beni unuttu. Artık sadece fırtınalarda hatırlanıyor, öfkede, yıkımda. Oysa ben en çok sakin zamanlarda söylerdim. Sen hatırlıyordun beni. Ama artık sen de büyüyeceksin. Bir gün unutacaksın.”
Mina’nın gözleri doldu ama sesi titremedi. “O zaman seni hiç unutmayayım diye ne yapmalıyım?” Kuş bir an sustu. Sonra kanadının ucuyla Mina’nın avucuna dokundu. O dokunuş serindi, ama içini ısıttı. “Beni bir yere sakla,” dedi. “Ama kutuya değil. Birinin kalbine sakla. Ve her duyduğunda, bana geri ver.” Mina düşündü. Sonra gülümsedi. “Tamam,” dedi. “Ama bir şartla. Sen de beni unutma. Ben büyüsem bile, ben değişsem bile, sen hâlâ benim şarkım ol.”

Rüzgârın Çaldığı Şarkı Ve Küçük Kapı Hikaye Oku
Kuş başını eğdi. O eğilişte bütün gökyüzü hafifçe sallandı. Anlaşma yapıldı. Mina kapıdan geri çıktığında orman hâlâ sessizdi. Ama Mina’nın göğsünde minik bir şey kıpırdanıyordu. Bir şarkı. Henüz kelimeleri yoktu ama melodisi tanıdıktı. O günden sonra Mina her sabah ormana gidiyor, kapının önünde oturuyor ve sessizce bekliyordu. Rüzgâr estiğinde gözlerini kapatıyor, dinliyordu. Bazen şarkı gelmiyordu. Bazen çok hafif, çok uzak geliyordu. Ama Mina biliyordu: şarkı hâlâ oradaydı. Sadece dinleniyordu.
Yıllar geçti. Mina büyüdü. Ormandan ayrıldı. Şehirde yaşadı. İnsanlar arasında yürüdü. Ama her rüzgâr estiğinde durur, bir an gözlerini kapar ve fısıldardı: “Buradayım. Hâlâ dinliyorum.” Ve o anda, dünyanın bir yerlerinde, kimsenin fark etmediği bir esinti hafifçe gülümser gibi olurdu. Çünkü şarkı unutulmamıştı. Sadece başka bir kalpte saklanmıştı. Ve kapı hâlâ oradaydı. Zili hâlâ çalınırsa açılırdı. Çünkü bazı şarkılar, ne kadar zaman geçerse geçsin, birinin hatırlaması yeterdi.
Rüzgârın Çaldığı Şarkı Ve Küçük Kapı Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, rüzgarın çaldığı şarkı ve küçük kapı hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan rüzgarın çaldığı şarkı ve küçük kapı hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Gökyüzünün Kayıp Renkleri Ve Elanın Gizli Sözlüğü Hikayesi