Lavanta Kokulu Saatlerin Çocuk Bahçesi Hikayesi
Lavanta Kokulu Saatlerin Çocuk Bahçesi Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz lavanta kokulu saatlerin çocuk bahçesi hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Lavanta Kokulu Saatlerin Çocuk Bahçesi Hikayesi Oku
Çok uzaklarda, haritaların bile çizmekten vazgeçtiği bir vadide, zamanın normal akmadığı küçük bir bahçe varmış. Bu bahçenin adı Lavanta Kokulu Saatlerin Çocuk Bahçesi’ymiş. Çünkü orada her çiçek, her yaprak, her taş aslında bir saatmiş.

Lavanta Kokulu Saatlerin Çocuk Bahçesi Hikayesi
Çok uzaklarda, haritaların bile çizmekten vazgeçtiği bir vadide, zamanın normal akmadığı küçük bir bahçe varmış. Bu bahçenin adı Lavanta Kokulu Saatlerin Çocuk Bahçesi’ymiş. Çünkü orada her çiçek, her yaprak, her taş aslında bir saatmiş. Ama bildiğimiz tik-tak yapan saatlerden değil; duyguları, hayalleri ve küçük cesaretleri ölçen saatlerden. Bahçenin tam ortasında, gövdesi mor lavantalarla sarılı, dalları ise eski püskü saat kadranlarından yapılmış kocaman bir ağaç dururmuş. Adı Saat-Ağaç’mış. Her sabah, güneş doğmadan hemen önce, Saat-Ağaç’ın en yüksek dalındaki en küçük kadran hafifçe titrer, sonra usulca konuşmaya başlarmış: “Bugün kimsenin cesareti eksik mi kaldı acaba? Bugün kimin hayali biraz soluk mu kaldı? Gelin çocuklar, gelin, size yeni bir zaman vereyim.”
Bahçeye gelen çocuklar genellikle geceleri uykularında kaybolurlarmış. Bazısı kâbus görmüş, bazısı çok özlediği bir şeyi rüyasında görememiş, bazısı da ertesi gün yapacaklarından korkmuş olurmuş. Onlar uykularında yürürken ayakları kendiliğinden bu bahçeye getirirmiş. O gece bahçeye gelen çocuklardan biri de Defne’ymiş. Defne sekiz yaşındaymış, saçları gece gibi siyah, gözleri ise merakla dolu iki küçük ay parçası gibi parlıyormuş. Defne’nin en büyük korkusu, bir gün annesinin onu unutmasıymış. Çünkü annesi çok yoğun çalışıyormuş, bazen akşamları “Yarın konuşuruz tatlım” der, yarınlar ise hep ertesi güne kalırmış. Defne bu yüzden her gece yastığına sarılıp fısıldarmış: “Beni unutma tamam mı? Ben buradayım.”
O Gece de Aynı Şeyi Mırıldanırken Uykusunda Yürümeye Başlamış
O gece de aynı şeyi mırıldanırken uykusunda yürümeye başlamış. Ayakları çimenlerin üzerinde kayarken birden burnuna yoğun bir lavanta kokusu dolmuş. Gözlerini açtığında kendini Saat-Ağaç’ın altında bulmuş. Etrafında başka çocuklar da varmış: topuyla oynarken korkusundan vazgeçen Mert, karanlıktan ürken minik Leyla, yüksek sesle konuşmaktan çekinen Ada… Saat-Ağaç dallarını hafifçe sallamış, kadranlarından yumuşacık bir ses yükselmiş: “Hoş geldiniz küçük cesaretler. Bu gece size üç saatlik bir hediyem var. Ama bu saatler normal saatler değil. İçine korkunuzu koyduğunuzda küçülür, hayallerinizi koyduğunuzda büyür. Hangisini seçerseniz seçin, sabah uyandığınızda yanınızda kalacak.”
Defne hemen öne atılmış. “Benim saatim nerede?” diye sormuş titrek bir sesle. Saat-Ağaç en alçak dalını eğmiş, Defne’nin avucuna eski püskü, mor kadranlı minik bir cep saati bırakmış. Saat camının içinde minicik bir lavanta tarlası dönüyormuş. “Bu saate korkunu koy Defne,” demiş ağaç. “Ama dikkat et, korkunu koyduğunda saat küçülecek. O küçüldükçe sen büyüyeceksin.” Defne saati sıkı sıkı tutmuş. İçinden annesinin “Yarın konuşuruz” dediği anları, yalnız başına yemek yediği akşamları, kapının açılmasını beklerken uyuyakaldığı geceleri hatırlamış. Gözleri dolarak hepsini saatin içine fısıldamış: “Ben bunları taşımaktan yoruldum. Sen al onları, küçült onları.”
Birden Saat Avucunda Titremeye Başlamış
Birden saat avucunda titremeye başlamış. Kadranı küçülmüş, küçülmüş… en sonunda minicik bir lavanta tanesi kadar olmuş. Defne şaşkınlıkla bakarken, o minik saatin içinden annesinin sesi yükselmiş, ama bu sefer farklıymış. Sıcacık, yumuşacık, sanki tam yanı başında söylüyormuş gibi: “Defne’m benim… seni her zaman görüyorum. Bazen işler gözlerimi yorsa da kalbim hep senin yanında atıyor. Unutmak mı? Seni unutmak, kendimi unutmak olurdu.” Defne’nin gözlerinden iki damla yaş süzülmüş, ama bu sefer mutluluktan. Saat artık o kadar küçülmüş ki, Defne onu lavanta tarlasındaki en küçük çiçeğin yaprağına iliştirmiş. O yaprak artık onun korkusuzluk madalyasıymış.

Lavanta Kokulu Saatlerin Çocuk Bahçesi Hikaye Oku
Diğer çocuklar da kendi saatlerini almışlar. Mert topunu korkusuzca gökyüzüne atmış, Leyla karanlıkta ilk defa gülmüş, Ada ise yüksek sesle “Ben buradayım!” diye bağırmış. Bahçe kahkahalarla dolmuş. Sabah olduğunda Defne yatağında uyanmış. Yastığının yanında minicik, mor bir lavanta çiçeği duruyormuş. Üzerinde küçücük bir saat kadranı varmış gibi parlıyormuş. Defne gülümseyerek çiçeği almış, annesinin odasına koşmuş. Kapıyı çalmış. Annesi uykulu gözlerle açmış kapıyı. Defne hiç konuşmadan boynuna sarılmış ve fısıldamış: “Bugün konuşalım mı? Gerçekten konuşalım.” Annesi şaşkınlıkla bakmış, sonra gözleri dolmuş. “Tabii ki konuşalım aşkım. Bugün, yarın, her gün…”
O günden sonra Defne her akşam yastığının yanına minik lavanta çiçeğini koyarmış. Çiçek solsa da kokusu hiç gitmezmiş. Çünkü o koku artık Defne’nin içindeymiş. Korkusuzluğun, hatırlanmanın ve gerçekten görülmenin kokusuymuş. Ve uzaklardaki Lavanta Kokulu Saatlerin Çocuk Bahçesi, her gece yeni çocukları beklemeye devam edermiş. Çünkü Saat-Ağaç çok iyi bilirmiş: en güzel zamanlar, korkuların küçülüp hayallerin büyüdüğü zamanlarmış.
Lavanta Kokulu Saatlerin Çocuk Bahçesi Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, lavanta kokulu saatlerin çocuk bahçesi hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan lavanta kokulu saatlerin çocuk bahçesi hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Kayıp Saatlerin Uyuyan Ormanı Hikayesi