Kayıp Saatlerin Uyuyan Ormanı Hikayesi
Kayıp Saatlerin Uyuyan Ormanı Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz kayıp saatlerin uyuyan ormanı hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Kayıp Saatlerin Uyuyan Ormanı Hikayesi Oku
Çok derin, çok eski bir ormanda, ağaçların bile unuttuğu bir vadide, zamanın kendisi yorulup uyuya kalmıştı. Burası Kayıp Saatlerin Uyuyan Ormanı’ydı; saatler burada tik tak etmez, aksine derin bir uykuya dalar, rüya görürdü. Her saatin içinde başka bir çocuğun kaçırdığı an saklıydı.

Kayıp Saatlerin Uyuyan Ormanı Hikayesi
Çok derin, çok eski bir ormanda, ağaçların bile unuttuğu bir vadide, zamanın kendisi yorulup uyuya kalmıştı. Burası Kayıp Saatlerin Uyuyan Ormanı’ydı; saatler burada tik tak etmez, aksine derin bir uykuya dalar, rüya görürdü. Her saatin içinde başka bir çocuğun kaçırdığı an saklıydı: birinin doğum gününde üfleyemediği mumlar, bir başkasının annesine sarılamadan biten oyun, bir diğerinin “keşke” diye başlayan cümlesi yarım kalmış halde… Ormanın toprağı, bu yarım anların ağırlığıyla yumuşamış, yosun yerine hafifçe parlayan toz zerreleriyle kaplıydı. Ormanın tam kalbinde, dev bir kum saati yatıyordu; ama kum taneleri yukarı akmıyor, aşağı inmiyordu. Kum taneleri donmuştu, her biri minik bir cam küre gibi ışıldıyordu ve içlerinde çocukların gözlerinden süzülen son damla mutluluklar hapsolmuştu. Kimse bu ormana kolay kolay gelemezdi, çünkü yolları rüyalar örmüştü; yalnızca uykusunda ağlayan çocuklar, gözyaşlarının izini takip ederek buraya varabilirdi.
Bir sonbahar gecesi, adı Efe olan sekiz yaşındaki bir çocuk, yatağında sessizce ağlarken kendini ormanda buldu. O gün babası işten döndüğünde ona sarılmamış, sadece “yorgunum” demiş ve odasına kapanmıştı. Efe’nin göğsünde açılan o küçük boşluk, onu uykusunun en koyu yerine çekmiş, oradan da ormana taşımıştı. Ayakları çıplaktı, ama toprak soğuk değildi; aksine, her adım attığında yerden hafif bir müzik yükseliyordu, sanki unutulmuş bir ninninin notaları toprağın altından sızıyordu. Efe kum saatinin yanına vardığında, saatin camı titredi. İçindeki kum tanelerinden biri yavaşça ayrıldı, havada süzülerek Efe’nin avucuna kondu. O tanenin içinde, babasının çocukken çekilmiş bir fotoğrafı vardı: babası da sekiz yaşındayken, dedesine “büyüyünce senin gibi olacağım” demiş, ama sonra hayat o sözü unutturmuştu. Fotoğrafın kenarında, babasının küçücük eliyle yazdığı bir not görünüyordu: “Efe’ye sarılmayı unutma.”
Efenin Babası Evdeki Mutfakta Otururken Birden Başını Kaldırdı
Efe o taneyi göğsüne bastırdığında, ormandaki bütün saatler birden uyanır gibi titredi. Tik tak sesleri değil, hafif bir kalp atışı gibi ritimler yükseldi havaya. Diğer kum taneleri de hareketlendi; her biri bir çocuğun yarım kalmış anını taşıyordu ve şimdi hepsi Efe’nin etrafında dönmeye başladı. Dönüşleri hızlandıkça, orman aydınlandı. Ağaçların yaprakları dökülmedi, aksine renk değiştirdi: kırmızıdan pembeye, pembeden altın sarısına… Gökyüzü açıldı ve yıldızlar değil, binlerce minik saat kadranı belirdi; her biri başka bir saati gösteriyordu, ama hepsi aynı anda durmuştu: “şimdi” yazıyordu.

Kayıp Saatlerin Uyuyan Ormanı Hikaye Oku
O anda Efe’nin babası, evdeki mutfakta otururken birden başını kaldırdı. Kalbinde tuhaf bir sızı hissetti; sanki yıllardır kapalı tuttuğu bir kapı aralanmıştı. Ayağa kalktı, Efe’nin odasına gitti. Çocuk yatağında kıpırdanıyordu, uykusunda mırıldanıyordu: “Baba… sarıl bana…” Babası yatağın kenarına oturdu, tereddüt etti bir an, sonra kollarını açtı ve Efe’yi kendine çekti. O sarılma, ormandaki kum saatinin içindeki son taneyi serbest bıraktı. Tanecik havada parladı, sonra yavaşça dağıldı ve ormana geri döndü. Ama bu kez kum saati donuk değildi; kum taneleri usulca aşağı inmeye başladı, her biri yere değdiğinde minik bir çiçeğe dönüşüyordu. Çiçeklerin taç yapraklarında, çocukların yarım kalan anıları yazılıydı artık, ama acı değil, umutla yazılıydı.
Efe sabah uyandığında yatağında babasının kolları arasındaydı. Babası gözleri kapalı, hâlâ sarılıyordu ona. “Dün gece rüyamda seni gördüm,” dedi babası uyanınca, sesi titreyerek. “Sana sarılmayı unutmayacağım, söz.” Ormandaki kum saati ise hâlâ orada, uyumaya devam ediyor. Ama artık daha hafif uyuyor; çünkü her sarılma, her “seni seviyorum” dediğimiz an, bir kum tanesini daha serbest bırakıyor. Ve o taneler düştükçe, orman çiçekleniyor, zaman yeniden akmaya başlıyor… ama bu kez acele etmeden, sevgiyle.
Kayıp Saatlerin Uyuyan Ormanı Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, kayıp saatlerin uyuyan ormanı hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan kayıp saatlerin uyuyan ormanı hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Gözyaşlarından Doğan Yıldız Bahçesi Hikayesi