Kayıp Kemanın Gecesi Hikayesi
Kayıp Kemanın Gecesi Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz kayıp kemanın gecesi hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Kayıp Kemanın Gecesi Hikayesi Oku
Küçük bir sahil kasabasında, denizin tuz kokusunun sokak taşlarına işlediği, martıların bile uykuya dalmadan önce son bir kez çığlık attığı eski bir evde yaşardı Elif. On bir yaşındaydı ama yüzünde, sanki çoktan birkaç ömür görmüş gibi derin bir sessizlik taşırdı.

Kayıp Kemanın Gecesi Hikayesi
Küçük bir sahil kasabasında, denizin tuz kokusunun sokak taşlarına işlediği, martıların bile uykuya dalmadan önce son bir kez çığlık attığı eski bir evde yaşardı Elif. On bir yaşındaydı ama yüzünde, sanki çoktan birkaç ömür görmüş gibi derin bir sessizlik taşırdı. Annesi yıllar önce gitmişti; babası ise her akşam balıkçı teknesiyle denize açılır, sabaha karşı elleri buz gibi, gözleri daha da soğuk bir şekilde geri dönerdi. Evde kalan tek sıcak şey, büyükannesinden kalan, telleri yıllarla kararmış, gövdesi ceviz ağacından oyulmuş eski kemandı.
Elif o kemanı kimsenin dokunmasına izin vermezdi. Babası “O şey çalınmaz artık, sadece toz toplar” derdi ama Elif dinlemezdi. Her gece, babası denize açıldıktan sonra, mutfaktaki tek lamba loş bir sarı ışık saçarken, kemanı kucağına alır, yayını tellere değdirmeden önce uzun uzun bakardı. Sanki kemanın içinde biri uyuyormuş da, yanlış bir dokunuşla uyandırırsa sonsuza kadar susacakmış gibi korkardı.
Bir sonbahar gecesi, rüzgârın camları titrettiği, denizin dalgalarının evin temelindeki taşları dövdüğü saatlerde, Elif yine kemanı eline aldı. Ama o gece farklıydı. Parmakları tellere değdiği anda, odanın içindeki hava ağırlaştı; sanki bütün nefesler bir anda çekilmiş, geriye yalnızca denizin uğultusu ve Elif’in kalbinin atışı kalmıştı. İlk notayı çaldığında – sadece tek bir uzun, titrek la bemol – kemanın gövdesinden ince, neredeyse görünmez bir duman yükseldi. Duman değil belki, daha çok unutulmuş bir nefes gibi bir şeydi; gri-mavi, soğuk ama canlı.
Elif durmadı. Çalmaya devam etti. Çaldıkça odanın köşeleri yumuşadı, duvarlardaki çatlaklar kapandı, lamba titreyerek daha parlak yanmaya başladı. Kemanın içinden yükselen o duman yavaş yavaş şekil aldı; önce bir çocuğun eli, sonra omzu, en sonunda da bütün bir beden. Karşısında, ondan birkaç yaş büyük görünen, ama gözleri çok eski birine ait olan bir oğlan duruyordu. Saçları ıslak gibiydi, üstünde eski bir balıkçı yeleği, ayakları çıplak. Konuşmadı. Sadece Elif’e baktı; bakışında hem teşekkür, hem de çok derin bir özür vardı.
Parmaklarını Onun Parmaklarına Değdirdi
Elif yayını indirdi. “Sen kimsin?” diye sordu, sesi titreyerek.
Oğlan cevap yerine elini uzattı. Elif tereddüt etti, ama sonra parmaklarını onun parmaklarına değdirdi. Soğuktu, ama canlı bir soğukluktu; denizin dibinden yeni çıkmış bir el gibi. O anda Elif’in aklına annesinin son söylediği cümle geldi: “Bir gün müzik seni bulacak, korkma.” O cümleyi yıllardır anlamamıştı. Şimdi anlıyordu.
Oğlan kemanı Elif’in elinden usulca aldı. Yayını tellere değdirdi ve çalmaya başladı. Ama çaldığı müzik, Elif’in daha önce duyduğu hiçbir şeye benzemiyordu. Ne hüzünlü bir Karadeniz türküsü, ne de neşeli bir zeybek havası. Sanki denizin kendisi çalıyordu; dalgaların birbirine çarpışını, balıkların solungaçlarını açıp kapayışını, batık gemilerin tahtalarının çürümesini, annelerin sahilde bekleyişini, çocukların kumda unuttuğu oyuncakları… Her şey oradaydı, tek bir melodide toplanmıştı.
Çalarken oğlanın bedeni yavaş yavaş saydamlaştı. Elif korkuyla “Durma” diye fısıldadı, ama oğlan başını salladı; “Durmam gerek. Seni bekliyordum.” dedi. Sesi rüzgârın içinden geliyordu. Müzik doruğa ulaştığında, oğlanın bedeni tamamen dağıldı; geriye yalnızca keman kaldı. Ama keman artık eski değildi. Telleri parlıyordu, gövdesindeki çatlaklar kapanmıştı, üstünde ince, gümüşi bir damar gibi yeni bir çizgi belirmişti. Elif kemanı kucağına aldı. Gözyaşları tellere damladı, ama tuzlu değildi; sanki deniz suyu değil, gözyaşı da tatlılaşmıştı. O gece babası eve döndüğünde, kızının odasından gelen müziği duydu. Kapıyı açtığında Elif’i keman çalarken buldu. Yüzünde yıllardır görmediği bir ifade vardı: huzur.

Kayıp Kemanın Gecesi Hikaye Oku
Sabah olduğunda kasaba uyandığında, herkes aynı şeyi söylüyordu: “Bu sabah deniz başka türlü kokuyor.” Kimse nedenini bilmiyordu. Ama Elif biliyordu. Kemanın içindeki oğlan gitmişti, ama sesini bırakmıştı. Artık her çaldığında, o ses biraz daha yükselecek, biraz daha fazla insana ulaşacaktı. Ve Elif, o günden sonra kemanı kimseye vermedi. Ama geceleri, babası uyuduğunda, pencereyi açar, denize doğru çalmaya başlardı. Bazen martılar susar, dalgalar yavaşlardı. Sanki bütün deniz dinliyordu. Çünkü müzik, bir kere serbest bırakıldığında, bir daha asla kaybolmazdı.
Kayıp Kemanın Gecesi Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, kayıp kemanın gecesi hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan kayıp kemanın gecesi hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Unutulmuş Ormanın Son Şarkı Çiçeği Hikayesi