Işığın Unuttuğu Kuyu Hikayesi
Işığın Unuttuğu Kuyu Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz ışığın unuttuğu kuyu hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Işığın Unuttuğu Kuyu Hikayesi Oku
Çok derinlerde, dağların bile ulaşamadığı bir ovada, toprağın içinde saklı bir kuyu vardı. Bu kuyu öyle sıradan bir kuyu değildi.

Işığın Unuttuğu Kuyu Hikayesi
Çok derinlerde, dağların bile ulaşamadığı bir ovada, toprağın içinde saklı bir kuyu vardı. Bu kuyu öyle sıradan bir kuyu değildi. Ağzı taşlarla çevriliydi ama taşlar her gece başka renge bürünür, bazen ay ışığında gümüş, bazen şafak sökerken pembemsi bir ateş gibi parıldardı. İnsanlar oraya yaklaşmazdı çünkü kuyunun içinden gelen sesler, bazen ninni, bazen eski bir ağıt, bazen de hiç duyulmamış bir kahkaha şeklinde yükselirdi. Kimse dibini görmemişti. Kimse ipini o kadar uzun tutmamıştı.
Kuyunun tek dostu Ela’ydı.
Ela küçük bir kızdı ama gözleri yaşından büyük sırlar taşırdı. Saçları rüzgârda dalgalandığında sanki içinde minik yıldız tozları saklıymış gibi ışıldardı. Her akşamüstü, elinde eski bir fenerle kuyunun başına gelir, oturur ve sessizce beklerdi. Fenerinin ışığı zayıftı, titrekti ama Ela için dünyadaki en güvenli şey oydu. Çünkü fener annesinden kalmaydı ve annesi bir gün “Işık her zaman seninle kalır,” diyerek gitmişti. Bir akşam, her zamanki gibi otururken kuyunun içinden farklı bir ses yükseldi.
Bu sefer ninni değildi. Bu sefer bir fısıltıydı. “Ela… neden hâlâ yukarıda bekliyorsun?” Ela’nın kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu. Feneri sıkıca tuttu, eğildi ve kuyuya doğru seslendi. “Sen kimsin?” Kuyudan cevap geldi, yumuşak ama net. “Ben senin ışığınım. Ama sen beni yukarıda tutuyorsun, ben ise aşağıda unutuluyorum.” Ela şaşırdı. Fenerine baktı. Alev hâlâ yanıyordu, titriyordu ama sanki biraz soluklaşmıştı. “Nasıl yani?” diye sordu. “Sen buradasın, elimde.”
Fısıltı devam etti. “Ben sadece bir parça. Gerçek ışığım aşağıda, kuyunun dibinde yatıyor. Sen onu bırakalı çok oldu. O günden beri ben zayıflıyorum. Sen de yavaş yavaş kararıyorsun, farkında değil misin?” Ela elini yüzüne götürdü. Gerçekten de son zamanlarda aynaya baktığında gözlerinin altında hafif gölgeler görüyordu. Gülümsemesi eskisi kadar parlak gelmiyordu. Bir an düşündü. Sonra kararını verdi. Feneri yere koydu, taşların üstüne diz çöktü ve kuyunun kenarına tutunarak yavaşça aşağı inmeye başladı. Duvarlar soğuktu, kaygandı ama parmaklarının değdiği yerlerde minik ışık damlaları beliriyor, yolunu aydınlatıyordu. Ne kadar indiğini bilmiyordu. Dakikalar mı, saatler mi geçti, anlayamadı. Sadece inmeye devam etti.
Kuyunun Dibi Kocaman Bir Mağara Gibi Açıldı Önüne
En sonunda ayakları yere değdi.
Kuyunun dibi kocaman bir mağara gibi açıldı önüne. Ortada, mavi-mor bir ışık havuzunun içinde yüzen kocaman, kristal bir kalp duruyordu. Kalp atıyordu. Her atışında etrafa binlerce minik ışık zerresi saçılıyor, mağaranın duvarlarında gökkuşağı gibi dans ediyordu. Ela yaklaştı. Kalbe dokundu. Sıcacık, tanıdık bir his yayıldı içine. Sanki yıllar önce kaybettiği bir şeyi bulmuştu. “Sen… benim ışığım mısın?” diye fısıldadı. Kristal kalp cevap verdi, ama bu sefer ses Ela’nın kendi içinden geliyordu.
“Ben senin en derinindeki umudum. Sen beni korktuğun için buraya gömdün. Acı çekmemek için ışığını söndürdün sandın. Ama ışık sönmez. Sadece saklanır.” Ela ağlamaya başladı. Gözyaşları kristal kalbe damladıkça kalp daha hızlı atmaya, daha parlak ışımaya başladı. Mağara doldu taştı ışıkla. Duvarlardaki kristaller şarkı söylemeye başladı, hafif bir melodi gibi. Ela kalbi kucağına aldı. Ağır değildi. Tüy gibi hafifti. Sonra yukarı doğru tırmanmaya başladı. Bu sefer yol daha kolaydı çünkü her adımda ayaklarının bastığı yerden yeni ışıklar doğuyordu.

Gökyüzünün Unuttuğu Bahçe Hikaye Oku
Kuyunun ağzına vardığında şafak sökmüştü. Fener hâlâ yerde duruyordu ama artık ışığa ihtiyacı yoktu. Ela kristal kalbi göğsüne bastırdı ve bir daha bırakmamaya karar verdi. O günden sonra Ela’nın gözleri hep biraz daha parlak kaldı. Gülümsediğinde etrafındaki insanlar bile içlerinde bir sıcaklık hissederdi. Ve bazen, çok sessiz gecelerde, ovada yürüyen biri kuyunun yanından geçerse hafif bir ninni duyardı. Ama artık ağıt yoktu. Sadece umudun hafif, tatlı şarkısı vardı.
Işığın Unuttuğu Kuyu Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, ışığın unuttuğu kuyu hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan ışığın unuttuğu kuyu hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Gökyüzünün Unuttuğu Bahçe Hikayesi