Gökyüzünün En Derinindeki Sessiz Renk Hikayesi
Gökyüzünün En Derinindeki Sessiz Renk Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz gökyüzünün en derinindeki sessiz renk hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Gökyüzünün En Derinindeki Sessiz Renk Hikayesi Oku
Çok eski zamanlarda, dünyanın henüz rüzgarların bile isimlerini bilmediği çağlarda, gökyüzünün en yüksek, en ulaşılmaz katmanında, kimsenin fark etmediği bir boya kutusu yaşardı.

Gökyüzünün En Derinindeki Sessiz Renk Hikayesi
Çok eski zamanlarda, dünyanın henüz rüzgarların bile isimlerini bilmediği çağlarda, gökyüzünün en yüksek, en ulaşılmaz katmanında, kimsenin fark etmediği bir boya kutusu yaşardı. Bu kutu, eskiden büyük bir ressamın elindeyken, son damlasına kadar bütün renklerini harcamış, fakat içindeki en son, en gizemli rengi hiç kullanamamıştı.
O renk ne maviye, ne mora, ne de pembeye benziyordu; sanki bir çocuğun ilk gözyaşının, bir annenin en derin gülüşünün ve bir yıldızın son nefesinin karışımından doğmuştu. Adı yoktu, çünkü kimse onu görmeye cesaret edememişti. Boya kutusu, yüzyıllar boyunca bulutların arasında sessizce sallanır, her gece aynı soruyu kendine sorardı: “Acaba bu renk gerçekten çok çirkin mi ki kimse istemiyor beni?”
Aşağılarda, küçük bir kasabanın kenarındaki ahşap evde, sekiz yaşında bir kız çocuğu olan Ece yaşardı. Ece’nin saçları gece kadar siyah, gözleri ise sanki içlerinde minik yıldızlar saklıymış gibi parlaktı. O, diğer çocukların oyun oynadığı saatlerde bile pencerenin kenarına oturur, gökyüzüne bakar ve içinden geçirirdi: “Bir gün, dünyada hiç kimsenin görmediği bir şeyi çizeceğim. O kadar özel olacak ki, gören herkes durup kalacak.” Fakat kalemleri ona hep aynı gri gölgeleri, boyaları ise hep bildiği tanıdık renkleri veriyordu. Hiçbiri Ece’nin içindeki o tarifsiz hissi kâğıda dökemiyordu.
Bir sonbahar akşamı, hava o kadar sakindi ki, yapraklar bile düşmeye üşenmişti. Ece yine penceresini açtı, başını dışarı uzattı ve gökyüzüne usulca fısıldadı: “Eğer gerçekten özel bir şey varsa… eğer gerçekten beni bekleyen bir renk varsa… lütfen gel. Korkmuyorum. Sadece seni görmek istiyorum.” Sesi o kadar yumuşak, o kadar içtendi ki, rüzgar bile durup dinledi.
O anda, gökyüzünün en kuytu köşesindeki boya kutusu titredi. İçindeki tek damla renk, yıllardır donmuş gibi dururken birden kıpırdadı, kutunun kapağını kendi kendine araladı ve minicik, pırıl pırıl bir damla olarak aşağı doğru süzülmeye başladı. Damla düşerken yol boyunca şekil değiştirdi; önce bir ateş böceği gibi parladı, sonra bir kelebeğin kanadına dönüştü, en sonunda da Ece’nin tam avucunun içine, usulca kondu. Soğuk değildi, sıcak da değildi; sadece… canlıydı. Sanki Ece’nin kalbinin atışına göre renk değiştiriyordu.
Gökyüzünün En Kuytu Köşesindeki Boya Kutusu Titredi
Ece nefesini tuttu. Avucundaki damla yavaşça yayıldı, parmaklarının arasından süzülüp yere değil, havada asılı kaldı. Bir anda etrafında minik bir ışık halkası oluştu ve o ışık, Ece’nin gözlerinin önünde bir şekle dönüştü: ne bir kuş, ne bir çiçek, ne de bir ev… Ama hepsinin en güzel halini taşıyordu. Sanki Ece’nin içindeki bütün hayaller, bütün özlemler, bütün sevinçler ve hüznün en tatlısı bir araya gelip tek bir görüntüye dönüşmüştü.
“Sen nesin?” diye sordu Ece, sesi titreyerek.
Damla cevap vermedi… ama Ece hissetti. İçine bir sıcaklık yayıldı; sanki biri ona sarılmış, “Sen yalnız değilsin, ben hep buradaydım,” diyordu. O renk, kelimelerle anlatılamayacak kadar derindi; sadece hissedilebiliyordu. Ece koştu, masasının üzerindeki en büyük beyaz kâğıdı aldı ve avucundaki o ışıltıyı kâğıda sürdü. Renk yayıldıkça kâğıt titredi, sanki canlanıyordu. Çizgiler kendiliğinden oluştu; bir dağ yükseldi, ama o dağda çiçekler değil, yıldızlar açıyordu. Bir nehir aktı, ama suyu gökkuşağından daha renkliydi. Ve en ortada, minik bir kız duruyordu; tıpkı Ece gibi, ama gözlerinde sonsuz bir ışık vardı.
Ece Her Gece Penceresini Açtı Ve Gökyüzüne Baktı

Gökyüzünün En Derinindeki Sessiz Renk Hikaye Oku
Sabah olduğunda kasaba uyandı ve herkes Ece’nin evinin önünde toplandı. Pencerede asılı duran o kâğıdı görenler donup kaldı. “Bu ne renk?” diye sordular birbirlerine. Kimisi “morun en derin hali” dedi, kimisi “güneşin battığı yerin rengi” diye fısıldadı, ama kimse tam olarak bilemedi. Çünkü o renk, sadece Ece’ye aitti. Başka kimsenin gözünde aynı görünmüyordu.
O günden sonra Ece her gece penceresini açtı ve gökyüzüne baktı. Boya kutusu artık iç çekmiyordu; çünkü her gece minicik bir damla daha gönderiyordu. Ece o damlaları topluyor, biriktiriyor ve kâğıtlara aktarıyordu. Kimse o resimleri tam anlayamadı, ama herkes onlara baktığında kendi içindeki unutulmuş bir şeyi hatırladı: bir hayali, bir sevgiyi, bir özlemi… Ve boya kutusu, gökyüzünün derinliklerinde usulca gülümsedi. Artık yalnız değildi. Çünkü en sonunda biri, onu korkusuzca istemişti. Ve o renk, hâlâ adsızdı… ama artık yalnız değildi.
Gökyüzünün En Derinindeki Sessiz Renk Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, gökyüzünün en derinindeki sessiz renk hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan gökyüzünün en derinindeki sessiz renk hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Kirpi Mırpıtın Renkli Bahçesi Hikayesi