Gökyüzünde Parlayan Renk Hikayesi
Gökyüzünde Parlayan Renk Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz gökyüzünde parlayan renk hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Gökyüzünde Parlayan Renk Hikayesi Oku
Küçük bir kasabanın hemen dışında, kimsenin pek uğramadığı bir tepenin yamacında, yaprakları cam gibi şeffaf olan tuhaf bir ağaç yaşardı.

Gökyüzünde Parlayan Renk Hikayesi
Küçük bir kasabanın hemen dışında, kimsenin pek uğramadığı bir tepenin yamacında, yaprakları cam gibi şeffaf olan tuhaf bir ağaç yaşardı. Adı bile yoktu bu ağacın; çocuklar ona sadece “Işık Ağacı” derdi çünkü rüzgâr estiğinde dalları gökkuşağının bütün renklerini birden saçardı. Ama bir sonbahar sabahı, gökyüzü birdenbire çok tuhaf bir şey yaptı: bütün maviyi, turuncuyu, pembeyi, yeşili… hepsini topladı ve bir anda çekip aldı. Geriye sadece gri kaldı. Hem de öyle koyu, öyle kalın bir gri ki, kuşlar bile uçarken yönlerini şaşırıyordu.
Kasabadaki çocuklar bunu fark eden ilk kişiler oldular. Okula giderken gökyüzüne baktılar ve “Nerede renkler?” diye sordular birbirlerine. Öğretmenleri “Belki bulutlar boya kutusunu döktü” diye şaka yaptı ama kimse gülmedi. Çünkü gerçekten her şey griydi. Çiçekler gri, elbiseler gri, hatta en sevilen dondurmanın bile üstü gri bir sisle kaplanmış gibiydi.
O sırada kasabanın en sessiz çocuğu olan Ece, her zamanki gibi Işık Ağacı’nın altına oturmuştu. Ece konuşmayı pek sevmezdi ama dinlemeyi çok iyi bilirdi. Ağaç ona fısıldar gibi yapraklarını hışırdatırdı bazen. O sabah da yapraklar titriyordu, ama bu sefer renk saçmıyorlardı. Sadece ince, cam gibi şeffaf halleriyle titriyorlardı.
Ece başını kaldırıp ağaca baktı. “Sen de mi özledin renkleri?” diye sordu usulca. Ağaç cevap vermedi ama bir dal yavaşça eğildi ve Ece’nin avucuna tek bir yaprak bıraktı. Yaprak o kadar inceydi ki, içinden Ece’nin kendi gözleri görünüyordu. Gözlerinde minik bir soru vardı: “Nereye gittiler?” Ece o anda karar verdi. Renkleri geri getirecekti.
Önce annesinin dikiş kutusundan en parlak kırmızı ipliği aldı. Sonra babasının eski boya kutusundan kalan son turuncu kalemi. Kardeşinin en sevdiği mor keçeli kalemi, komşu teyzenin bahçesindeki kurumuş lavanta çiçeğinin kokusunu, marketin önünde unutulmuş limonun sarısını… hepsini topladı. Ama en önemlisi, kendi içindeki renkleri bulması gerekti.
Ece gözlerini kapadı ve düşündü: En çok hangi rengi seviyorum ben? İlk aklına gelen pembeydi. Çünkü anneannesi ona pembe bir kazak örmüştü ve o kazak sarıldığında bütün dünya yumuşacık oluyordu. Sonra yeşili hatırladı; çünkü yazın dere kenarında yalınayak koştuğunda çimenler ayaklarını gıdıklıyordu.
Sonra maviyi… çünkü babası ona “Gökyüzü bizim evimizin tavanı” demişti bir keresinde ve Ece o günden beri bulutlara bakarken kendini evinde gibi hissediyordu.
Her rengi düşündükçe kalbi Biraz Daha Hızlı Atıyordu
Her rengi düşündükçe, kalbi biraz daha hızlı atıyordu. Ve her kalp atışında, avucundaki şeffaf yaprak küçücük bir ışık çıkarmaya başladı. Önce pembemsi, sonra yeşilimsi, sonra masmavi… Işık büyüdükçe yaprak da renkleniyordu. Ece koşarak tepeye çıktı. Tam Işık Ağacı’nın altına vardığında diz çöktü ve yaprağı gökyüzüne doğru kaldırdı. “Alın,” dedi, “bunlar benim renklerim. Ama sizinkileri de geri istiyorum.”
O anda rüzgâr öyle güçlü esti ki, gri gökyüzü çatırdadı sanki. Yaprak havaya yükseldi, döndü, büyüdü, binlerce parçaya ayrıldı. Her parça bir renk oldu ve gökyüzüne saçıldı. Önce pembeler, sonra turuncular, ardından koyu morlar, altın sarıları, zümrüt yeşilleri… Renkler birbirine karıştı, dans etti, bulutların arasında kayboldu ve yeniden doğdu.

Gökyüzünde Parlayan Renk Hikaye Oku
Gökyüzü yeniden maviye boyandı. Ama bu sefer biraz daha derin bir maviydi, çünkü Ece’nin içindeki maviyi de taşımıştı artık. Güneş battığında turuncu ve pembe öyle güzel karıştı ki, kasabadaki herkes durup izledi. Kuşlar yine yönlerini buldu. Çiçekler renklerini hatırladı. Ertesi sabah çocuklar okula giderken gökyüzüne baktılar ve güldüler.
“Bak, gökyüzü dün gece uyumamış, boyamış kendini!” dediler. Ece ise sessizce Işık Ağacı’nın altına oturdu. Ağaç bu sefer yapraklarını hışırdatarak teşekkür eder gibi sallandı. Ve Ece ilk kez yüksek sesle güldü. Çünkü anlamıştı: renkler sadece gökyüzünde ya da çiçeklerde değilmiş. En güzel renkler, insanın içinde saklıymış. Ve onları paylaşmaya cesaret ettiğinde, bütün dünya yeniden renkleniyormuş.
O günden sonra kasabada bir gelenek başladı: Her sonbaharda çocuklar en sevdikleri rengi düşünüp, onu bir yaprağa fısıldar ve Işık Ağacı’nın altına bırakırlardı. Ve her seferinde, gökyüzü biraz daha parlak uyanırdı.
Gökyüzünde Parlayan Renk Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, gökyüzünde parlayan renk hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan gökyüzünde parlayan renk hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Işığın Unuttuğu Kuyu Hikayesi