Deniz Kokusu Taşıyan Bulut Hikayesi

Deniz Kokusu Taşıyan Bulut Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz deniz kokusu taşıyan bulut hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.

Deniz Kokusu Taşıyan Bulut Hikayesi Oku

Uzak bir vadide, kimsenin pek uğramadığı, yosun kaplı taşların arasında minik bir derecik akarmış. Bu dereciğin adı yokmuş aslında, ama çevresindeki bütün çiçekler ona “Şırıltı” dermiş.

Deniz Kokusu Taşıyan Bulut Hikayesi

Deniz Kokusu Taşıyan Bulut Hikayesi

Uzak bir vadide, kimsenin pek uğramadığı, yosun kaplı taşların arasında minik bir derecik akarmış. Bu dereciğin adı yokmuş aslında, ama çevresindeki bütün çiçekler ona “Şırıltı” dermiş. Çünkü öyle tatlı, öyle usul bir sesi varmış ki, dinleyenlerin içi ferahlar, yüreği hafiflermiş. Şırıltı’nın en yakın arkadaşı ise gökyüzünde yaşayan, biraz da dağınık bir bulutmuş: adı Lodos. Lodos diğer bulutlar gibi düzenli şekillerde dolaşmaz, sürekli şekil değiştirirmiş. Bazen kocaman bir tavşana, bazen eski bir gemiye, bazen de sadece gri bir yorgan parçasına benzetirmiş kendini. Ama en çok yaptığı şey, yere çok yaklaşmak ve etraftaki kokuları içine çekmekmiş.

Bir sabah Lodos yine alçalmış, burnunu Şırıltı’nın serin sularına değdirecek kadar yaklaşmış. O anda burnuna bambaşka bir koku gelmiş: tuzlu, derin, hafif yosunlu ve bir parça da özgür… Deniz kokusu. Ama vadi denizden yüzlerce kilometre uzaktaymış. Lodos şaşırmış. “Şırıltı, sen nerden buldun bu kokuyu?” diye sormuş, sesi biraz titreyerek.

Şırıltı gülmüş, su kabarcıklarıyla cevap vermiş: “Ben bulmadım ki… O bana geldi. Dün gece rüyamda kocaman mavi bir anne gördüm. Bana sarıldı, saçlarımı okşadı. Uyandığımda bu koku kalmış üzerimde.” Lodos’un içi kıpır kıpır olmuş. O güne kadar hep yağmur kokusu, çimen kokusu, yanmış odun kokusu toplamış ama hiç deniz kokusu toplamamış. İçinden bir ses yükselmeye başlamış: “Ben de istiyorum… Ben de o kokuyu taşıyayım.”

Şırıltı Gülmüş Su Kabarcıklarıyla Cevap Vermiş

O günden sonra Lodos her sabah erkenden kalkar, rüzgârın en yumuşak kollarına tutunur ve denize doğru yola çıkarmış. Ama vadiye geri döndüğünde kokuyu hep biraz kaybedermiş. Rüzgâr yolda kokuyu üfürüp dağıtır, güneş üstüne vurunca biraz buharlaştırırmış. Lodos üzülürmüş. “Nasıl saklayacağım ki ben bu kadar güzel bir şeyi?” diye düşünürmüş. Bir akşamüstü, tam pes etmek üzereyken Şırıltı ona seslenmiş:

“Lodos… Belki kokuyu saklamanın yolu taşımak değil. Belki anlatmaktır.” Lodos anlamamış önce. Ama Şırıltı devam etmiş: “Sen o kokuyu içine çektiğinde ne hissettin? Anlat bana. Kelimelerle çiz o kokuyu.” Lodos durmuş, gözlerini kapatmış. Sonra yavaş yavaş anlatmaya başlamış: “Deniz kokusu… sanki çok eski bir ninni gibi. Hem hüzünlü hem neşeli. Tuz taneleri dilinin ucunda eriyor gibi. Uzak bir martının çığlığı kulaklarında yankılanıyor. Dalga köpükleri ayak parmaklarına değiyor, gülüyorlar. Bir de özgürlük var içinde… Kimse sana ‘burada dur’ demiyor. Sonsuz maviye uçabiliyorsun.”

Şırıltı dinlerken suları daha bir parlamaya başlamış. Çevresindeki çiçekler başlarını kaldırmış, kelebekler kanat çırpmış, hatta küçük bir kurbağa bile ağzını açıp öylece bakakalmış. Lodos konuşurken bir şey fark etmiş: anlattıkça deniz kokusu içinde daha da güçleniyormuş. Sanki kelimeler kokuyu tutuyor, rüzgârdan, güneşten koruyor, hatta çoğaltıyormuş. O günden sonra Lodos her yolculuktan döndüğünde Şırıltı’nın yanına gelir, yeni topladığı kokuları anlatırmış. Deniz kokusunu, fırtına sonrası ıslak toprak kokusunu, limon çiçeği kokusunu, hatta bir keresinde uzak bir adanın tarçınlı rüzgârını… Her anlattığında vadi biraz daha zenginleşirmiş. Çiçekler daha canlı açar, kuşlar daha güzel öter, hatta taşlar bile dinlermiş onu.

Şırıltı Dinlerken Suları Daha Bir Parlamaya Başlamış

Bir gün küçük bir kız çocuğu vadiye gelmiş. Adı Defne’ymiş. Annesiyle babası şehirde çok çalıştığı için onu büyükannesine bırakırlarmış yazları. Defne çok sessiz bir çocukmuş, pek konuşmaz, sadece bakarmış etrafına. Ama Lodos’u görünce gözleri büyümüş. Lodos alçalmış, Defne’nin tam üstüne gelmiş. Sonra usulca anlatmaya başlamış:

Deniz Kokusu Taşıyan Bulut Hikaye Oku
Deniz Kokusu Taşıyan Bulut Hikaye Oku

“Ben bugün mercan kokusu getirdim sana… Kırmızı, turuncu, pembe mercanların arasında uyuyan minik balıkların kokusunu. Onlar uyurken baloncuklar çıkarıyor, o baloncuklar suyun üstüne çıkarken hafif vanilya kokuyor…” Defne ilk defa gülümsemiş. Sonra fısıldamış: “Bir daha anlatır mısın?” Lodos’un içi sıcacık olmuş. Artık sadece kokuları toplamakla yetinmiyormuş. Onları birilerine ulaştırıyormuş. Ve en güzeli, o kokular hiç kaybolmuyormuş. Çünkü birinin yüreğinde yaşıyorlarmış artık.

O günden sonra Lodos her bulutun yapması gerektiği gibi yağmur da yağdırmaya başlamış. Ama onun yağmurları sıradan değilmiş. Yağarken içinde minik minik deniz kokuları, çiçek kokuları, uzak diyarların kokuları taşıyormuş. İnsanlar başlarını kaldırıp “Bugünkü yağmur başka kokuyor” der olmuş. Ve Şırıltı her zaman orada, usulca gülümseyerek dinlermiş arkadaşını. Çünkü biliyormuş ki en güzel şeyler saklanmaz, paylaşılır. Paylaşıldıkça çoğalır. Bazen hâlâ vadide usul bir rüzgâr eser ve eğer çok dikkatli dinlersen, bir bulutun sana deniz kokusuyla karışık bir ninni fısıldadığını duyabilirsin.

Deniz Kokusu Taşıyan Bulut Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, deniz kokusu taşıyan bulut hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan deniz kokusu taşıyan bulut hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.

Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.

Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Rüzgârın Adını Taşıyan Kız Hikayesi

hikayeleroku
0 views Yorum Yok
Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.
Hikayeleroku İletişim

destek@hikayeleroku.com.tr

info@hikayeleroku.com.tr

Sosyal Ağlarımız.

COPYRİGHT © 2026 - HikayelerOku DESİGNED.