Işığın Unuttuğu Kapı Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz ışığın unuttuğu kapı hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Işığın Unuttuğu Kapı Hikayesi Oku
Küçük bir dağ köyünün en uç evinde, penceresi hep sisle kaplı bir kız yaşardı. Adı Ela’ydı. On yaşındaydı ve en sevdiği şey, annesinin anlattığı eski masallardı; ama son bir yıldır annesi hiç masal anlatmıyordu çünkü sesi çok yorulmuştu.
Işığın Unuttuğu Kapı Hikayesi
Küçük bir dağ köyünün en uç evinde, penceresi hep sisle kaplı bir kız yaşardı. Adı Ela’ydı. On yaşındaydı ve en sevdiği şey, annesinin anlattığı eski masallardı; ama son bir yıldır annesi hiç masal anlatmıyordu çünkü sesi çok yorulmuştu. Ela’nın annesi hastaydı, gün geçtikçe soluyordu ve doktorlar “zaman azalıyor” diyordu. Ela bunu duymuştu, ama inanmak istemiyordu. O yüzden her akşam, annesinin uyumasını bekleyip fenerini alıp köyün arkasındaki ormana kaçıyordu. Ormanın derinlerinde, kimsenin gitmediği bir patika vardı. Patika o kadar eskiydi ki, çimenler ayak izlerini hemen siliveriyordu.
Ela oraya her gittiğinde, fenerinin ışığı titriyor, sanki korkuyormuş gibi küçülüyordu. Ama Ela korkmuyordu. Çünkü bir gece, patikanın sonunda, dev bir meşe ağacının gövdesinde minicik bir kapı görmüştü. Kapı o kadar küçüktü ki, ancak bir çocuğun geçebileceği kadardı. Üstünde altın harflerle yazıyordu: “Sadece ışığı olan girer.” Ela o gece kapıyı açamamıştı, çünkü feneri yetmemişti. Ama her akşam geri dönüyor, fenerini daha parlak tutmaya çalışıyor, dua ediyordu. “Lütfen,” diyordu, “anneme biraz daha zaman ver.”
Bir sonbahar gecesi, yapraklar yere altın gibi dökülürken, Ela yine ormana gitti. Bu sefer fener yerine annesinin eski, cam fanuslu lambasını almıştı. Lambanın içinde tek bir mum yanıyordu; annesinin doğum gününde hediye ettiği, “sonsuza kadar yanar” dediği mum. Ela lambayı kaldırdı ve kapıya yaklaştı. Kapı titredi. Sonra yavaşça açıldı. İçeride, beklediği karanlık yoktu. Bunun yerine, uçsuz bucaksız bir gökyüzü vardı. Yıldızlar yerdeydi, ağaçlar tepetaklak büyümüştü ve yol, ışık zerreciklerinden yapılmıştı. Ela adım attı. Ayaklarının altında her basışta minik yıldızlar patlıyordu, tıpkı çocukken annesiyle oynadıkları ateşböcekleri gibi.
Yolun sonunda, kocaman bir ağaç ev duruyordu. Dalları camdan yapılmıştı, içinden binlerce renkli ışık sızıyordu. Kapıda yaşlı bir kadın bekliyordu; saçları yıldız tozundan, gözleri Ela’nın annesine benziyordu. “Hoş geldin küçük,” dedi kadın yumuşacık bir sesle. “Ben Işığın Bekçisiyim. Burası, unuttuğumuz zamanların saklandığı yer.” Ela’nın gözleri doldu. “Annem… o hasta.
Yolun Sonunda Kocaman Bir Ağaç Ev Duruyordu
Işığın Unuttuğu Kapı Hikaye Oku
Zamanı bitiyor. Lütfen, ona biraz daha zaman verin.” Bekçi gülümsedi, ama hüzünlüydü. “Zamanı geri veremem Ela. Ama ışığını paylaşabilirim. Senin ışığın, annenin ışığına karışırsa, belki veda daha yumuşak olur. Belki son anlar bile masal gibi hatırlanır.” Ela lambayı uzattı. Mum hâlâ yanıyordu, ama alevi küçücüktü. Bekçi elini lambaya koydu ve fısıldadı: “Şimdi dileğini söyle.” Ela gözlerini kapadı. “Annemin sesi geri gelsin. Bana son bir masal anlatsın. Ve o masalda ben hep yanında olayım.” O anda mumun alevi büyüdü.
Önce sarı, sonra turuncu, en sonunda masmavi oldu. Işık, Ela’nın göğsüne doldu, oradan ellerine aktı, sonra lambadan dışarı taştı. Bütün ağaç ev titredi. Yıldızlar yerden kalkıp Ela’nın etrafında dans etti. Ve birden, her şey sessizleşti. Ela gözlerini açtığında, hâlâ ormandaydı. Ama kapı kaybolmuştu. Lambadaki mum sönmüştü. Sadece cam fanusta minik bir ışık zerresi kalmıştı; annesinin hediyesi gibi, sonsuza kadar yanacakmış gibi parlıyordu.
Ela koşarak eve döndü. Annesinin odasına girdi. Annesi uyanıktı, gözleri açıktı ve gülümsüyordu. “Ela’m,” dedi annesi, sesi eskisi gibi güçlüydü, “gel yanıma otur. Sana bir masal anlatacağım. En sevdiğin masalı.” Ela yatağa tırmandı, annesinin kollarına sokuldu. Annesi başladı anlatmaya: “Bir varmış, bir yokmuş… Küçük bir kız varmış, ormanda bir kapı bulmuş…” Ela dinlerken, cebindeki ışık zerresini sıktı. Zerre ısınıyordu. Sanki annesinin kalbiyle aynı ritimde atıyordu. O gece, masal bitene kadar annesi hiç öksürmedi. Sabah olduğunda, pencereden giren güneş ışığı odanın her yerini doldurdu.
Ela annesine sarıldı ve fısıldadı: “Teşekkür ederim nineciğim… teşekkür ederim Işığın Bekçisi.” Ve o günden sonra, Ela her akşam lambayı yakar, annesiyle masal anlatırdı. Mum bitse de, cam fanustaki minik ışık hiç sönmedi. Çünkü bazı ışıklar, zamanı durdurmazdı belki, ama sevgiyi sonsuza kadar taşırdı.
Işığın Unuttuğu Kapı Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, ışığın unuttuğu kapı hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan ışığın unuttuğu kapı hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Dokuz Dakikanın Kuşu Hikayesi