Gözyaşlarından Dokunan Kanatlar Hikayesi
Gözyaşlarından Dokunan Kanatlar Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz gözyaşlarından dokunan kanatlar hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Gözyaşlarından Dokunan Kanatlar Hikayesi Oku
Çok eski bir ormanın en derininde, ağaçların bile birbirine fısıldamayı unuttuğu bir açıklık vardı. Oraya güneş bile tam ulaşamazdı; ışığı dalların arasından süzülürken yorulur, yere vardığında sadece soluk bir altın tozu gibi dökülürdü.

Gözyaşlarından Dokunan Kanatlar Hikayesi
Çok eski bir ormanın en derininde, ağaçların bile birbirine fısıldamayı unuttuğu bir açıklık vardı. Oraya güneş bile tam ulaşamazdı; ışığı dalların arasından süzülürken yorulur, yere vardığında sadece soluk bir altın tozu gibi dökülürdü. İnsanlar orayı “Unutulmuş Boşluk” diye adlandırırdı, ama aslında o boşluk hiç de boş değildi. İçinde bir şey yaşıyordu; ne hayvan, ne bitki, ne de sıradan bir ruh. Adı “Melodi”ydi ve o, rüzgârın çaldığı tek gerçek şarkıydı.
Melodi’nin bedeni yoktu, en azından bizim anladığımız anlamda. Bazen yaprakların arasında titreşen bir gölge olurdu, bazen su birikintisinde yansıyan hafif bir dalgalanma, bazen de dallara dolanan ince, görünmez bir iplik. Ama en çok, kulaklarına ulaşan seslerde var olurdu. Bir çocuğun burnunu çekerek ağladığı anda, bir annenin ninniyi yarıda kesip sustuğu o sessizlikte, bir kedinin miyavlamayı unuttuğu gecelerde…
Melodi oradaydı. Ve her defasında aynı şeyi yapardı: o eksik sesi alır, kendi içine katar, sonra da ormanın derinliklerine geri taşırdı. Orada, kimsenin göremediği bir oyukta, bütün o yarım kalmış sesleri biriktirirdi. Sesler zamanla birbirine sarılır, katman katman büyür, en sonunda hafif hafif kanat çırpmaya benzer bir titreşim haline gelirdi.
Bir sonbahar akşamı, ormana küçük bir kız girdi. Adı Ela’ydı. On bir yaşındaydı ama gözleri sanki yetmişini görmüş gibi yorgundu. Elinde, annesinin ona son doğum gününde verdiği küçük bir keman vardı. Kemanın telleri kopmuştu, yayı kırılmıştı ve kutusu bile ıslanmaktan kabarmıştı. Ela ormana neden geldiğini tam bilmiyordu; belki annesinin “Git, biraz hava al” deyişindeki o yumuşak ama kırık tondan, belki de evdeki sessizliğin artık taşıyamadığı ağırlıktan kaçmak istiyordu. Ayakları onu bu açıklığa getirdiğinde durdu. Etrafına baktı. Hiçbir şey yok gibiydi, ama hava… hava şarkı söylüyordu. Çok hafif, çok derinden.
Bir Sonbahar Akşamı Ormana Küçük Bir Kız Girdi
Ela kemanı yere koydu. Oturdu. Ve ilk kez aylardır, gerçekten ağladı. Gözyaşları toprağa damlarken ses çıkarmıyordu; sadece omuzları titriyordu. O anda Melodi uyandı. Ela’nın gözyaşlarından yükselen o tuzlu, kırık melodi, Melodi’nin biriktirdiği seslerle buluştu. Orman birden canlandı. Yapraklar hışırdamaya başladı, ama bu sefer rüzgâr değil, sanki biri onları okşuyormuş gibi. Dallar eğildi, Ela’nın etrafında bir halka çizdi.
Melodi, Ela’nın yanına yaklaştı. Görünmezdi ama Ela hissetti; ensesinde serin bir nefes, kulaklarında tatlı bir uğultu. “Senin sesin eksik,” dedi Melodi, ama sesi kelimelerden değil, Ela’nın kendi çocukluğundan gelen bir ezgi gibiydi. “Bırak, ben tamamlayayım.” Ela başını kaldırdı. Gözleri yaşlıydı ama korkmuyordu. “Kemanım kırık,” dedi. “Artık çalamam.”
Melodi cevap vermedi. Bunun yerine Ela’nın gözyaşlarından birini aldı –sadece bir damla– ve havada tuttu. Damla parladı, büyüdü, sonra ince ince iplik oldu. Melodi o ipliği ormandaki yarım seslerle ördü: bir annenin yarım kalan ninnisinden, bir kedinin unuttuğu miyavlamadan, uzak bir çocuğun kahkahasından… Hepsi Ela’nın damlasıyla birleşti. Ve yavaş yavaş, gözyaşından dokunmuş upuzun, şeffaf bir çift kanat haline geldi.
Kanatlar Ela’nın sırtına yaklaştı. Ela ürperdi ama kaçmadı. Kanatlar değdiğinde, sanki annesinin sarılması gibiydi; sıcak, tanıdık, ama aynı zamanda uçsuz bucaksız. Ela ayağa kalktı. Kanatlar hafifçe çırpındı. Yerçekimi birden anlamını yitirdi. O gece Ela ormanın üzerinde uçtu. Aşağıda ağaçlar dans eder gibi sallanıyordu. Yıldızlar daha yakındı, sanki ellerini uzatsa dokunacaktı. Melodi onunla birlikte uçuyordu; bazen sağında, bazen solunda, bazen de Ela’nın kendi kahkahasında gizleniyordu.
Sabah Olduğunda Ela Yere İndi

özyaşlarından Dokunan Kanatlar Hikaye Oku
Sabah olduğunda Ela yere indi. Kanatlar hâlâ sırtındaydı ama artık görünmezdi; sadece Ela istediğinde hissediliyordu. Kemanı eline aldı. Teller hâlâ kopuktu ama Ela parmaklarını tellerin üzerinde gezdirdi. Ve müzik çıktı. Gözyaşlarından dokunmuş notalar, ormanın derinliklerinden gelen ezgilerle karıştı. Keman yeniden şarkı söylüyordu. Ela ormandan çıktığında, annesi kapıda bekliyordu. Ela’yı görünce gözleri doldu. “Neredeydin?” diye sordu. Ela gülümsedi. “Kanatlarımı bulmaya gittim,” dedi.
Ve o günden sonra, Ela her ağladığında kanatları büyürdü. Her güldüğünde müzik daha yüksek sesle çalardı. Ve ormandaki Melodi, sessizce dinlerdi; çünkü artık yarım kalmış sesler azalmıştı. Ela’nın gözyaşları, hepsini tamamlamıştı.
Gözyaşlarından Dokunan Kanatlar Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, gözyaşlarından dokunan kanatlar hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan gözyaşlarından dokunan kanatlar hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Lavanta Yapraklarının Fısıldadığı Gece Hikayesi