HikayelerOku | Hikayeler – Çocuk Hikayeleri – Hikaye Oku

Gökyüzünün Unuttuğu Renk Hikayesi

Gökyüzünün Unuttuğu Renk Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz gökyüzünün unuttuğu renk hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.

Gökyüzünün Unuttuğu Renk Hikayesi Oku

Lila, minik mor ışığın titrek parıltısını omzunda hissederken, Sarı’nın yuvarlanarak çıkardığı hafif çıtırtılı neşeli seslerle ve Mavi’nin derin, dalgalı hüzünlü fısıltılarıyla birlikte Rüya Dağı’nın dik yamaçlarına doğru tırmanmaya devam etti.

Gökyüzünün Unuttuğu Renk Hikayesi

Lila, minik mor ışığın titrek parıltısını omzunda hissederken, Sarı’nın yuvarlanarak çıkardığı hafif çıtırtılı neşeli seslerle ve Mavi’nin derin, dalgalı hüzünlü fısıltılarıyla birlikte Rüya Dağı’nın dik yamaçlarına doğru tırmanmaya devam etti; yol boyunca rüzgâr bile sanki gri örtüsünü yavaş yavaş üzerinden atmaya başlamış gibi hafif hafif renkli esintiler taşımaya başlamıştı, çünkü dört küçük yol arkadaşı her adımda birbirlerine cesaret veriyor, birbirlerinin yaralarını usulca sarıyor, unutulmuş renklerin kalplerindeki o eski sıcaklığı yeniden uyandırmaya çalışıyordu.

Dağın tepesine vardıklarında, önlerinde kocaman, upuzun bir gri sis perdesi uzanıyordu; bu sis o kadar yoğundu ki, sanki bütün kayıp renkler korkudan birbirine kenetlenmiş, birbirine sarılmış da tek bir kocaman gri yorgan olmuş gibi duruyordu, ve tam o sırada sis perdesinin içinden çok eski, çok yorgun, çok kırgın bir ses yükseldi: “Geri dönün… burada artık hiçbir şey yok… renkler pes etti… insanlar bizi istemedi… biz de onları terk ettik…”

Lila durdu, kalbi göğsünde kocaman bir yumruk gibi çarpıyordu ama korkusunu bastırarak, sesine bütün sevgisini ve inancını yükleyerek cevap verdi: “Biz sizi terk etmedik, sadece bazen çok korktuk, çok yorulduk, çok üzüldük ve sesimizi size doğru yükseltmeyi unuttuk; ama şimdi buradayım, içimdeki bütün renklerle birlikte geldim ve sizleri geri çağırmaya, sizleri yeniden sevmeye, sizleri hayatımızın her köşesine davet etmeye geldim.”

Sis hafifçe titredi, sanki bir gözyaşı damlası gibi içinden minik bir çatlak açıldı ve o çatlaktan önce yeşilin en taze filizi, sonra turuncunun en sıcak gün batımı ışığı, ardından pembenin utangaç ilk aşk gülümsemesi ve en derinlerde saklanmış siyahın yıldızlı gece sessizliği yavaş yavaş dışarı süzülmeye başladı; hepsi birbirine çok uzun zaman ayrı kalmış eski dostlar gibi önce çekingen, sonra birbirine sarılarak, birbirine değerek, birbirinin eksik yanlarını tamamlayarak yeniden doğuyordu.

Annelerin Çocuklarına Sarıldığı O En Güzel Anların Rengiydim

Yeşil, dalların arasından fısıldadı: “Ben ormanların nefesiydim, çocukların ayaklarının altında çimenlerin şarkısını söylerdim, ama o kadar çok ‘Çabuk bas, geç kalıyoruz!’ dediler ki köklerim çekildi, yapraklarım soldu, şimdi yeniden büyümeme izin verir misiniz?” ve Lila ellerini toprağa koyarak “Büyü, lütfen büyü, çünkü sen olmadan ağaçlar konuşamaz, kuşlar yuva yapamaz, biz nefes alamayız” dedi.

Turuncu ise yuvarlak, sıcacık bir ışık huzmesi olarak ortaya çıktı ve anlattı: “Ben gün batımlarının kucağıydım, annelerin çocuklarına sarıldığı o en güzel anların rengiydim, ama ‘Çok parlama, gözümüzü yakıyorsun’ dediler, ben de söndüm” diye iç çekti; Lila ona sarıldı ve “Parla, lütfen parla, çünkü seninle akşamlar daha güzel, yürekler daha sıcak oluyor” diye fısıldadı.


Gökyüzünün Unuttuğu Renk Hikaye Oku

Pembe utana sıkıla, neredeyse görünmez bir tonda yaklaştı: “Ben ilk aşkların, yeni açan çiçeklerin, küçük bir kedinin burnunun ucundaki o minik mutluluğun rengiyim… ama insanlar utandı benden, sakladı beni, ben de küçüldüm” dedi; Lila gülümsedi ve “Sen utanma, çünkü seninle dünya daha yumuşak, daha nazik oluyor” diyerek onu da kucakladı. En son siyah, derin ve sessiz bir gölge gibi yükseldi: “Ben geceyim, yıldızların eviyim, rüyaların başladığı yerim… ama insanlar benden korktu, ışıkları hiç söndürmedi, ben de yalnız kaldım” diye mırıldandı; Lila gözlerini kapadı ve “Sensiz yıldızlar görünmez, sensiz rüyalar eksik kalır, lütfen geri dön, çünkü senin karanlığın bile içimi huzurla dolduruyor” dedi.

Burnunun Ucundaki O Minik Mutluluğun Rengiyim


Gökyüzünün Unuttuğu Renk Hikaye Oku

Ve o anda, bütün renkler bir anda birbirine dokundu, birleşti, dans etti; gökyüzü önce titredi, sonra yavaşça gri örtüsünü üzerinden attı ve mavi, altın sarısı, mor, yeşil, turuncu, pembe, kırmızı, siyah… hepsi birden, sanki yıllardır bekledikleri o büyük buluşmayı kutlar gibi kocaman bir gökkuşağı oldular. Aşağıda, Rengarenk köyünde insanlar uyanmaya başladılar; önce bir çocuk “Bak, gökyüzü mavi!” diye bağırdı, sonra bir başkası “Ağaçlar yeşil olmuş!” diye çığlık attı, anneler çocuklarını kucakladı, babalar gözleri dolu dolu gökyüzüne baktı ve köy meydanında gri şarkılar yerine kahkahalar, renkli türküler yükselmeye başladı.

Lila dağdan aşağı inerken, bütün renkler onun etrafında dönüyor, dans ediyor, saçlarına, elbisesine, kalbine konuyordu; ve eve vardığında annesi kapıda onu bekliyordu, gözleri mor damlalarla dolu, kollarını açmış, “Koşmaya devam etmişsin… gerçekten devam etmişsin, benim küçük kahramanım” diye fısıldıyordu. O günden sonra köyde kimse bir rengi susturmadı, kimse bir rengi korkutmadı; çünkü öğrenmişlerdi ki, renkler tıpkı kalpler gibi, sevilmek için vardır, sevilince parlar, sevilince geri döner, sevilince dünyayı yeniden renklendirir.

Ve bazen, çok çok sessiz gecelerde, Lila penceresinden gökyüzüne bakar, minik mor ışık hâlâ omzunda hafif hafif titreşirken gülümser ve fısıldar: “Teşekkür ederim… hepinize teşekkür ederim.”

Gökyüzünün Unuttuğu Renk Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, gökyüzünün unuttuğu renk hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan gökyüzünün unuttuğu renk hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.

Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.

Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Kayıp Gökyüzü Kolyesi İle Mercan Rüzgârının Yolculuğu Hikayesi