Fısıldayan Saçaklı Bulut İle Kayıp Renklerin Bahçesi Hikayesi
Fısıldayan Saçaklı Bulut İle Kayıp Renklerin Bahçesi Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz fısıldayan saçaklı bulut ile kayıp renklerin bahçesi hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Fısıldayan Saçaklı Bulut İle Kayıp Renklerin Bahçesi Hikayesi Oku
Çok eski bir zamanda, gökyüzünün en kuytu köşesinde, kimsenin pek bakmadığı bir yerde, Saçaklı Bulut diye bir bulut yaşarmış. Diğer bulutlar yuvarlak, pamuk gibi, düzenli şekilli olurken, onun kenarları upuzun, karmakarışık saçaklarla doluymuş.

Fısıldayan Saçaklı Bulut İle Kayıp Renklerin Bahçesi Hikayesi
Çok eski bir zamanda, gökyüzünün en kuytu köşesinde, kimsenin pek bakmadığı bir yerde, Saçaklı Bulut diye bir bulut yaşarmış. Diğer bulutlar yuvarlak, pamuk gibi, düzenli şekilli olurken, onun kenarları upuzun, karmakarışık saçaklarla doluymuş. Rüzgâr estiğinde o saçaklar dalgalanır, sanki biri onları taramayı unutmuş gibi hafifçe hışırdarmış. Saçaklı Bulut pek konuşkan değilmiş ama geceleri, ay ışığı vurduğunda, kendi kendine usul usul fısıldarmış. Kimse ne dediğini anlamazmış, çünkü fısıltıları o kadar inceymiş ki sadece en dikkatli kulaklar duyabilirmiş.
Bir gece, dünyanın aşağısındaki küçük bir vadide yaşayan Ela diye bir kız çocuğu uykusundan sıçrayarak uyanmış. Penceresinin tam önünde, yere kadar inmiş, saçakları çimenlere değen o tuhaf bulutu görmüş. Ela’nın gözleri her zaman renkleri çok net görürdü; başkalarının fark etmediği en ufak ton farklarını bile seçerdi. Ama o gece, bahçesindeki bütün çiçekler soluk, neredeyse griymiş gibi gelmiş ona. Kırmızı güller pembemsi bir griye, mor lavantalar donuk bir leylak tonuna, hatta sarı papatyalar bile solgun bir saman rengine dönmüş. Ela kalbi sıkışarak dışarı fırlamış.
“Renkler nereye gitti?” diye sormuş sessizce.
Saçaklı Bulut yavaşça eğilmiş, en uzun saçaklarından biri Ela’nın yanağına dokunmuş. O anda Ela’nın kulaklarında bir melodi gibi fısıltı yankılanmış: “Renkler kaybolmadı… sadece korktular. Çok uzun zamandır kimse onlara gerçekten bakmadı. Unutulduklarını sandılar ve saklandılar.” Ela başını kaldırmış, buluta bakmış. “Peki onları nasıl geri getirebiliriz?” Bulut bir süre sessiz kalmış, sonra saçaklarından birini daha da uzatıp Ela’nın avucuna bırakmış gibi yapmış. Avucunda minicik, titreşen bir ışık parçası belirmiş. Işık, rengarenk zerreciklerden oluşuyormuş ama hepsi birbirine karışmış, ne olduğu anlaşılmıyormuş. “Bu, Kayıp Renklerin Anahtarı,” demiş fısıltı. “Ama açılması için üç şey lazım: birinin gerçekten özlemesi, birinin cesaretle araması ve birinin de onları sevgiyle karşılaması.”
Elanın Gözleri Her Zaman Renkleri Çok Net Görürdü
Ela düşünmüş. Özlemeyi zaten yapıyormuş; bahçesindeki renklerin eksikliği içini burkuyormuş. Aramaya da hazır olduğunu hissetmiş. Ama sevgiyle karşılamak… bunun ne anlama geldiğini tam bilmiyormuş. Saçaklı Bulut onu sırtına almış – tabii ki bulutlar insanları taşıyabilir, yeter ki o insan onlara inansın. Birlikte gökyüzüne yükselmişler. Önce Unutulmuş Gökkuşağı Vadisi’ne gitmişler. Orada gökkuşağının bütün renkleri dağılmış, her biri ayrı bir köşeye sinmiş, birbirlerinden utanır gibi duruyormuş. Kırmızı en kuytu mağaraya saklanmış, çünkü “çok parlak olduğum için herkes benden rahatsız oluyor” diyormuş. Mavi ise gözyaşlarına boğulmuş, “beni herkes hüzünle karıştırıyor” diye ağlıyormuş.
Ela her birine tek tek gitmiş. Kırmızı’ya “Sen parlak olmasan bahçemdeki güller bu kadar canlı görünmezdi, lütfen geri gel” demiş. Kırmızı önce inanmamış ama Ela’nın gözlerindeki samimiyeti görünce yavaşça dışarı çıkmış. Maviye sarılmış, “Senin hüznün bile güzel, çünkü derin ve dürüst” diye fısıldamış. Mavi gözyaşlarını silip yeniden parlamaya başlamış. Sonra turuncu, yeşil, mor… hepsini tek tek bulmuşlar. Her renk başka bir korkuyla saklanmış ama Ela’nın sözleri, Saçaklı Bulut’un yumuşak fısıltılarıyla birleşince korkular eriyip gitmiş.
En son sarı renk çıkmış ortaya. O en küçüğüymüş, en utangaç olanı. “Ben çok sıradanım, kimse beni fark etmiyor” demiş titreyerek. Ela eğilmiş, sarı çiçeğin taç yaprağı gibi narin olan o minik ışığı avucuna almış. “Sen sıradan değilsin,” demiş. “Güneş battığında senin sayende gökyüzü turuncudan pembeye, pembeden mora döner. Sen olmadan akşamlar bu kadar güzel olmaz. Seni çok seviyorum.” Sarı renk o anda öyle bir parlamış ki, bütün vadi ışığa boğulmuş. Bütün renkler yeniden birleşmiş, kocaman, capcanlı bir gökkuşağı olmuş. Ama bu sefer gökkuşağı sadece gökyüzünde değil, Ela’nın bahçesine kadar inmiş, her çiçeğe, her yaprağa renklerini geri vermiş.
Saçaklı Bulut Yavaşça Yere Doğru Alçalmış

Fısıldayan Saçaklı Bulut İle Kayıp Renklerin Bahçesi Hikaye Oku
Saçaklı Bulut yavaşça yere doğru alçalmış. Ela’yı bahçesine bırakırken son bir kez fısıldamış: “Artık biliyorsun. Renkler kaybolmaz, sadece özlenmeyi ve sevilmeyi bekler.” O geceden sonra Ela’nın bahçesi her zamankinden daha canlı olmuş. Ama en önemlisi, Ela her buluta baktığında, özellikle saçaklı olanlara, gülümsemeye başlamış. Çünkü biliyormuş ki gökyüzünde bir yerlerde, hâlâ fısıldayan, hâlâ bekleyen, onu taşıyabilecek bir bulut var. Ve bazen, çok sakin gecelerde, Ela’nın saçları hafifçe dalgalanırmış rüzgâr yokken… sanki o da artık biraz saçaklanmış gibi.
Fısıldayan Saçaklı Bulut İle Kayıp Renklerin Bahçesi Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, fısıldayan saçaklı bulut ile kayıp renklerin bahçesi Hikayesi hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan fısıldayan saçaklı bulut ile kayıp renklerin bahçesi hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Yıldız Tozu Toplayan Kız Hikayesi