Gökyüzünün En Sessiz Mendili Hikayesi
Gökyüzünün En Sessiz Mendili Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz gökyüzünün en sessiz mendili hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Gökyüzünün En Sessiz Mendili Hikayesi Oku
Uzak bir vadide, dağların birbirine en çok sarıldığı yerde, kimsenin pek uğramadığı bir göl vardı. Gölün suyu o kadar sakindi ki, üzerine düşen her yaprak bile utanıp hemen dibe çöker, dalgalanmaktan korkardı.

Gökyüzünün En Sessiz Mendili Hikayesi
Uzak bir vadide, dağların birbirine en çok sarıldığı yerde, kimsenin pek uğramadığı bir göl vardı. Gölün suyu o kadar sakindi ki, üzerine düşen her yaprak bile utanıp hemen dibe çöker, dalgalanmaktan korkardı. Gölün kenarında, eğri büğrü kökleriyle toprağa tutunan yaşlı bir söğüt ağacı yaşardı. Adı yoktu aslında, ama küçük hayvanlar ona “Söğüt Nine” derdi çünkü dalları o kadar yumuşak ve uzun olurdu ki, rüzgâr estiğinde sanki bütün vadiye battaniye örüyordu. Söğüt Nine’nin en yakın komşusu ise gölün tam ortasında yüzen, minicik bir ada gibi duran nilüfer yaprağıydı. O yaprağın üzerinde ise Lacivert adında bir kurbağa otururdu. Lacivert’in derisi gece gökyüzünden alınmış gibi koyu maviydi ve sırtında, kimsenin fark etmediği kadar küçük, gümüş bir yıldız lekesi taşırdı. Lacivert çok konuşkan değildi. Günlerini nilüfer yaprağının kenarına oturup gökyüzüne bakarak geçirirdi. Ama baktığı şey bulutlar ya da kuşlar değildi; o, gökyüzünün en üst katmanında asılı duran, kimsenin görmediği kocaman, ipek bir mendili izlerdi.
O mendil, Gökyüzünün En Sessiz Mendili’ydi. Kimse bilmezdi onu nasıl ördüğünü, ama çok çok eskiden, dünya daha yeni öğrenirken ağlamayı, gökyüzü her ağlayan çocuğu avutmak istemiş. Her gözyaşını silmek için kocaman bir mendil dokumuştu. Mendil o kadar yumuşaktı ki, gözyaşları değdiği anda buhar olup gökyüzüne geri dönüyordu. Ama zamanla çocuklar büyümüş, ağlamayı unutmuş ya da ağladıklarında mendili aramayı bırakmıştı. Mendil de öylece asılı kalmıştı; kullanılmayan, özlenen, ama bir türlü istenmeyen bir sevgi gibi. Bir sonbahar akşamı, vadiye alışılmadık bir misafir geldi. Küçük bir kız çocuğu. Adı Defne’ydi. Sekiz yaşındaydı ama gözleri bazen yetmiş sekiz yaşında gibi bakardı. Annesiyle babası büyük şehirde çok çalışıyor, Defne ise çoğu zaman kendi başına kalıyordu. O gün yine yalnızdı. Elinde sımsıkı tuttuğu, kenarları yıpranmış bir defter vardı. Defterin içine yazdığı şeyleri kimseye göstermemişti: “Keşke biri beni gerçekten duysa” yazıyordu bir sayfada. Başka bir sayfada ise kocaman harflerle “Keşke ağlayabilsem ama sesim çıkmasa” diye yazmıştı.
Defne Vadiye Nasıl Geldiğini Kendisi De Tam Bilmiyordu
Defne vadiye nasıl geldiğini kendisi de tam bilmiyordu. Sadece yürümüş, yürümüş, yürümüştü. Ayakları onu gölün kenarına getirince durdu. Söğüt Nine’nin dalları hafifçe eğildi, sanki “Hoş geldin yavrum” der gibi. Lacivert, nilüfer yaprağından başını kaldırdı. Yıldız lekesi sırtında minik bir ışık yaktı. Defne gölün kenarına oturdu. Defteri kucağına aldı, ama yazmadı. Sadece baktı suya. Sonra usulca, neredeyse duyulmayacak kadar hafif bir sesle mırıldandı: “Keşke ağlayabilsem… ama kimse duymasın.” O anda Gökyüzünün En Sessiz Mendili titredi.
Mendil yavaşça inmeye başladı. Öyle ağır ağır, sanki bir tüy gibi süzülerek. Defne başını kaldırdığında mendilin gölün tam üstünde durduğunu gördü. Mendil lacivertten maviye, maviden gümüşe değişen renklerle dalgalanıyordu. Kenarlarında minik minik yıldız tozları işlenmişti. Mendil Defne’nin yanına kadar geldi ve tam dizlerinin üstüne kondu. Defne elini uzattı, dokundu. Mendil o kadar yumuşaktı ki, parmakları mendile değer değmez içindeki bütün sıkışmış gözyaşları birden çözüldü. Defne ağlamaya başladı. Ama sesi çıkmadı. Gözyaşları yanaklarından süzülüp mendile değdiği anda buhar olup yukarıya, gökyüzüne geri döndü. Her damla geri dönerken mendil biraz daha parladı. Defne ağladıkça mendil büyüdü, büyüdükçe daha sıcak oldu. Sanki bütün vadiyi kucaklıyordu.
Mendil Yavaşça İnmeye Başladı

Gökyüzünün En Sessiz Mendili Hikaye Oku
Söğüt Nine dallarını iyice eğdi, Lacivert nilüfer yaprağından kalkıp gölün kenarına kadar yüzdü. Küçük kurbağa sessizce Defne’nin yanına oturdu. Bir şey söylemedi. Sadece oradaydı. Defne ağlamayı bitirdiğinde mendil hâlâ kucağındaydı. Artık küçülmüştü, ama hâlâ sıcacıktı. Mendilin tam ortasında, Defne’nin gözyaşlarından yapılmış minik bir damla şekli kalmıştı. O damla kristal gibi parlıyordu. Mendil usulca havalandı, Defne’nin alnına son bir kez dokundu. Sanki “Artık ağladığında beni çağır, sesin çıkmasa bile ben duyarım” diyordu. Sonra yavaşça gökyüzüne geri yükseldi.
Ama bu sefer eskisi gibi yalnız değildi; yanında Defne’nin gözyaşından kalan o minik kristal damla da yükseliyordu. Gökyüzü onu görünce gülümsedi sanki. O gece yıldızlar her zamankinden biraz daha yakın görünüyordu. Defne eve dönerken cebinde mendilin dokunduğu yeri tutuyordu. Artık biliyordu: Bazı gözyaşları ses çıkarmaz, ama en çok onlar duyulur. Ve o günden sonra, ne zaman kendini çok yalnız hissetse, başını kaldırıp gökyüzüne bakıyordu. Çünkü biliyordu ki orada, bulutların en yukarısında, hâlâ onu bekleyen, hâlâ onu seven, Gökyüzünün En Sessiz Mendili asılı duruyordu.
Gökyüzünün En Sessiz Mendili Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, gökyüzünün en sessiz mendili hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan gökyüzünün en sessiz mendili hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Işık Kırıntılarının Unuttuğu Şarkı Hikayesi Hikayesi