Küçük Bulutun Unuttuğu Gökyüzü Çantası Hikayesi
Küçük Bulutun Unuttuğu Gökyüzü Çantası Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz küçük bulutun unuttuğu gökyüzü çantası hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Küçük Bulutun Unuttuğu Gökyüzü Çantası Hikayesi Oku
Çok çok uzaklarda, mavi ile beyazın birbirine sarılıp uyuduğu o yumuşacık gökyüzünde, diğer bütün bulutlardan biraz daha minik, biraz daha pamuksu ve kenarları hafif pembeye çalan bir bulut yaşarmış.

Küçük Bulutun Unuttuğu Gökyüzü Çantası Hikayesi
Çok çok uzaklarda, mavi ile beyazın birbirine sarılıp uyuduğu o yumuşacık gökyüzünde, diğer bütün bulutlardan biraz daha minik, biraz daha pamuksu ve kenarları hafif pembeye çalan bir bulut yaşarmış. Adı Lumi’ymiş. Lumi’nin en büyük özelliği, her sabah uyandığında gökyüzünün en yüksek katına çıkıp bütün arkadaşlarına “Günaydınnnn!” diye bağırmasıymış; sesi o kadar tatlı ve inceymiş ki, aşağıda uyuyan çocuklar uyanmadan önce rüyalarına bile sızarmış.
Fakat Lumi’nin bir sırrı varmış ki, bunu ne rüzgâr bilir, ne güneş, ne de en yaşlı gri fırtına bulutu bile… O sırrın adı Gökyüzü Çantası’ymış. Bu çanta, aslında normal bir çanta değilmiş. Kenarları yıldız tozundan dikilmiş, fermuarı gökkuşağı ipliğinden örülmüş, askıları ise akşamüstü gökyüzünün turuncu pembesine boyanmış eski bir rüya ipinden yapılmış. Çantanın içinde Lumi’nin en kıymetli şeyleri saklanırmış: bir damla sabah çiyi, üç tane unutulmuş naber kelimesi, bir avuç yeni doğmuş kelebek gülüşü, bir tutam anneannesi bulutun ona fısıldadığı ninni meltemi ve en önemlisi… gökyüzünün kokusu.
Lumi bu çantayı her gece yastığının altına koyar, sabah uyanır uyanmaz kontrol edermiş. Ama bir sabah –ki o sabah gökyüzü her zamankinden biraz daha sessiz, biraz daha durgunmuş– çantayı açtığında içi bomboşmuş. Ne bir damla çiy kalmış, ne bir tane naber kelimesi, ne de o tanıdık gökyüzü kokusu… Çanta bomboş, bomboş, bomboşmuş. Lumi önce paniklemiş, sonra ağlamaya başlamış. Gözyaşları o kadar hafif ve parlakmış ki yere değil, havada asılı kalıp minik cam boncuklar gibi sallanmaya başlamış. “Ben gökyüzünün kokusunu nasıl kaybettim?” diye sormuş kendi kendine, sesi titriyor, kenarları eriyormuş neredeyse.
Tam o sırada yanından geçen uzun, ince, biraz huysuz görünümlü bir rüzgâr esintisi durmuş. Adı Vız Vız’miş. Vız Vız herkese “daha hızlı, daha hızlı!” dermiş ama aslında çok meraklı bir rüzgârmış. “Niye ağlıyorsun pamuk parçası?” diye sormuş. Lumi burnunu çekerek anlatmış. Çantanın boşaldığını, en sevdiği şeylerin kaybolduğunu, artık gökyüzüne nasıl bakacağını bilemediğini… Vız Vız bir süre sessiz dinlemiş, sonra birden gülmüş. “Aptal bulut,” demiş sevgiyle, “onlar kaybolmadı ki. Sen onları unuttun.”
Lumi Bu Çantayı Her Gece Yastığının Altına Koyar
Lumi şaşırmış. “Nasıl yani?”
Vız Vız açıklamış: “Gökyüzü çantası öyle sıradan bir çanta değil. İçindekiler sen onları gerçekten hissetmediğinde, gerçekten hatırlamadığında, yavaş yavaş görünmez olur. Çiy damlasını en son ne zaman gerçekten sevgiyle tuttun avucunda? Naber kelimelerini en son ne zaman içten söyledin birine? Kelebek gülüşlerini en son ne zaman kendin de gülerken hissettin?”
Lumi’nin minik pamuk kalbi suçlulukla çırpınmış. Haklıymış Vız Vız. Son zamanlarda çok hızlı uçuyormuş, herkese “günaydın” diyor ama kimsenin gözünün içine bakmıyormuş. Gökyüzünün kokusunu solumayı unutmuş, çünkü hep yarın ne olacağını düşünüyormuş.
“Peki şimdi ne yapacağım?” diye sormuş titrek bir sesle.
Vız Vız omzuna hafifçe vurmuş (tabii rüzgâr omzu olunca bu biraz garip olmuş). “Geri toplayacağız. Ama bu sefer acele etmeden. Ve en önemlisi… gerçekten hissederek.” Böylece Lumi ile Vız Vız birlikte yola koyulmuşlar. İlk önce sabah çiyi için en yüksek dağın en kuytu çiçeğinin yaprağına inmişler. Lumi çiçeğe sarılmış, “Seni özledim” demiş. Çiçek gülümsemiş ve yaprağındaki son damlayı Lumi’nin çantasına usulca bırakmış. Sonra naber kelimeleri için bir okul bahçesine uçmuşlar. Çocuklar teneffüste koşarken Lumi yere çok yaklaşmış, bir çocuğun kulağına fısıldamış: “Naber?” Çocuk gülmüş, “İyiyim ya, sen naber?” demiş. O anda üç tane naber kelimesi hop diye çantanın içine zıplamış.
Kelebek gülüşleri içinse bir yaz akşamı beklemişler. Bir kız çocuğu annesine sarılıp kahkaha atarken Lumi o gülüşün en tatlı zerresini kapmış, çantaya koymuş. En zoru gökyüzünün kokusunu bulmak olmuş. Çünkü o koku sadece bir yerde yeniden doğarmış: insanın kalbi gökyüzüne teşekkür ettiğinde. Lumi o gece bütün arkadaşlarını toplamış. Gri fırtına bulutunu, şeker pembesi pamuk bulutları, uzun uzun süzülen beyaz yolculuk bulutlarını… Hepsi bir araya gelmiş. Lumi derin bir nefes almış ve bağırmış:
Kelebek Gülüşleri İçinse Bir Yaz Akşamı Beklemişler

Küçük Bulutun Unuttuğu Gökyüzü Çantası Hikaye Oku
“Teşekkür ederim gökyüzü… Bana ev olduğun için, beni taşıdığın için, ağladığımda bile sarıldığın için… teşekkür ederim.” O anda gökyüzü hafifçe titremiş. Rüzgâr usulca esmiş. Ve çantanın en dibinde, minicik, tanıdık, o eşsiz koku yeniden belirmiş. Lumi’nin gözleri parlamış, yanakları yeniden pembeye dönmüş. O günden sonra Lumi her sabah uyandığında önce çantasını açar, içindekileri tek tek okşar, sonra gökyüzüne bakıp içinden fısıldarmış: “Bugün de gerçekten hissedeceğim.” Ve gökyüzü her seferinde ona daha güzel gülümsermiş.
Küçük Bulutun Unuttuğu Gökyüzü Çantası Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, küçük bulutun unuttuğu gökyüzü çantası hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan küçük bulutun unuttuğu gökyüzü çantası hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Rüzgârın Kayıp Anahtarı Hikayesi