Unutulmuş Işıkların Ormanı Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz unutulmuş ışıkların ormanı hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Unutulmuş Işıkların Ormanı Hikayesi Oku
Derin bir ormanın tam kalbinde, kimsenin yolu düşmeyen, haritaların bile unuttuğu bir yerde yaşayan minik bir çocuk vardı; adı Mira’ydı. Mira’nın evi aslında bir ev sayılmazdı; kocaman, yaşlı bir meşe ağacının içindeki oyuk bir odacıktı, dalların arasından sızan ay ışığıyla aydınlanan, duvarları yosun ve yıldız tozundan örülü yumuşacık bir yuva.
Unutulmuş Işıkların Ormanı Hikayesi
Derin bir ormanın tam kalbinde, kimsenin yolu düşmeyen, haritaların bile unuttuğu bir yerde yaşayan minik bir çocuk vardı; adı Mira’ydı. Mira’nın evi aslında bir ev sayılmazdı; kocaman, yaşlı bir meşe ağacının içindeki oyuk bir odacıktı, dalların arasından sızan ay ışığıyla aydınlanan, duvarları yosun ve yıldız tozundan örülü yumuşacık bir yuva. Her gece uyumadan önce Mira penceresiz penceresinden dışarı bakar, ormanın yapraklarının arasında dans eden minik ışık noktalarını izlerdi; o ışıklar o kadar narindi ki, sanki biri onları üflese hemen sönecek gibi dururlardı ama asla sönmezlerdi. Bir akşam Mira uyanıkken fark etti ki ormandaki ışıklar titremeye başlamıştı.
Normalde her gece aynı saatte, sanki bir orkestra şefi görünmez bir değnekle işaret verirmiş gibi, hepsi birden parlar ve yumuşak bir melodiyle ormanı dolaşırdı. Kimi zaman mavi, kimi zaman altın sarısı, kimi zaman da pembemsi bir ışıkla yaprakların arasında saklambaç oynarlardı. Ama o gece ışıklar soluklaşmıştı; bazıları yere düşmüş gibi hareketsiz yatıyor, bazıları ise korkuyla birbirine sokulmuş, titreyerek küçücük birer nokta haline gelmişti. Mira hemen battaniyesini omuzlarına aldı, ayaklarına yosun terliklerini geçirdi ve dışarı çıktı. En yakındaki ışığa, yere çökmüş soluk bir maviye yaklaştı. “Neyin var?” diye fısıldadı. Işık titreyerek cevap verdi; sesi rüzgârın yapraklara değdiği gibi hafif ve kırılgandı: “Unutulduk. İnsanlar ormana gelmeyi bıraktı, kimse bizi görmüyor artık. Işığımızı besleyen şey, birinin gözlerinde parlayan hayret ve merak. Artık kimse bakmıyor, biz de yavaş yavaş sönüyoruz.”
Mira Bir An Tereddüt Etti Ama sonra Başını Salladı
Mira’nın göğsü sıkıştı. O ışıkları çocukluğundan beri tanırdı; onlar sayesinde korkmaz, yalnız hissetmezdi. “O zaman sizi yeniden parlatacağım,” dedi kararlı bir sesle. “Ama nasıl yapacağımı bilmiyorum. Bana yol gösterir misiniz?” Işıklar birbirine baktı, sonra en yaşlısı, ortasında minik bir gökkuşağı gibi kırılan altın sarısı bir ışık öne çıktı. “Ormanın en derininde, Unutulmuş Işıkların Mağarası var. Orada eski bir ayna durur; o ayna, kalbin en saf hayalini yansıtır. Eğer biri mağaraya gidip aynaya bakarsa ve hayalini korkusuzca söylerse, ışıklarımız yeniden doğar. Ama yol tehlikeli, çünkü mağaraya giden patika kendi korkularını gösterir.”
Mira bir an tereddüt etti ama sonra başını salladı. “Korksam da giderim. Çünkü siz olmadan orman çok karanlık olur.” Işıklar minik bir teşekkürle etrafında döndü, sonra bir yol çizgisi gibi önüne dizildiler; soluk da olsa hâlâ parlıyorlardı ve Mira o ışıkları takip ederek yürümeye başladı. Yol boyunca ağaçlar değişti; dallar kıvrılarak korkunç şekiller aldı, yapraklar fısıltıyla “dön geri” dedi, gölgeler Mira’nın ayaklarının dibinde uzanıp onu yakalamaya çalıştı. Bir ara Mira’nın karşısına kendi küçüklüğünden bir gölge çıktı; o gölge “ya başaramazsan?” diye sordu. Mira durdu, derin bir nefes aldı ve “başaramasam bile denemiş olurum, bu yeter,” dedi. Gölge yavaşça dağıldı. Başka bir köşede “ya yalnız kalırsan?” diye bir ses yükseldi. Mira gülümsedi: “Ben zaten ışıklarımla yalnız değilim.” Ve yol devam etti.
Sonunda mağaraya ulaştı. İçerisi loş, duvarları kristal damarlarıyla kaplıydı ve tam ortada, yere gömülü eski bir ayna duruyordu; çerçevesi sarmaşıklarla örülü, yüzeyi sisliydi. Mira yaklaştı, ellerini dizlerine dayadı ve aynaya baktı. Önce hiçbir şey göremedi, sonra yavaş yavaş kendi yansıması belirdi ama bu sefer gözleri daha parlak, etrafında minik ışık noktaları uçuşuyordu. “Ne hayal ediyorsun?” diye sordu ayna kendi kendine konuşur gibi. Mira düşündü, sonra içinden gelen en temiz duyguyu söyledi: “Hayalim, bu ormanın her gece yeniden ışıldaması, çocukların buraya gelip hayretle bakması, korkularının erimesi ve kalplerinin ısınması. Benim için önemli olan, kimsenin kendini karanlıkta yalnız hissetmemesi.”
Işık Öyle Güçlüydü Ki Mağaranın Duvarları Bile Titredi
Unutulmuş Işıkların Ormanı Hikaye Oku
O anda ayna parladı; ışık öyle güçlüydü ki mağaranın duvarları bile titredi. Mira’nın etrafında binlerce ışık doğdu; maviler, sarılar, pembeler, yeşiller… Hepsi birden yükseldi, mağaradan dışarı taştı, ormana yayıldı. Dışarı çıktığında gördü ki bütün ışıklar geri dönmüştü; hem de eskisinden daha parlak, daha neşeli. Ağaçlar bile ışıldıyordu, yapraklar minik fenerler gibi sallanıyordu. O geceden sonra Unutulmuş Işıkların Ormanı aslında unutulmaz oldu. Çocuklar yollarını bulup geldi, anneler babalar bile bazen gizlice bakmaya başladı. Mira her gece yatağına uzandığında ışıkları izler, onların arasında kendi minik hayalini görürdü. Ve eğer bir gece sessizce kulak verirsen, ormanın derinlerinden gelen hafif bir fısıltı duyabilirsin: “Hayalini korkusuzca söyle, çünkü en karanlık yer bile bir çocuğun hayaliyle aydınlanır.”
Unutulmuş Işıkların Ormanı Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, unutulmuş ışıkların ormanı hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan unutulmuş ışıkların ormanı hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Gökyüzünün En Sessiz Bahçesi Hikayesi