Unutulmuş Işığın Gözyaşı Gölü Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz unutulmuş ışığın gözyaşı gölü hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Unutulmuş Işığın Gözyaşı Gölü Hikayesi Oku
Derinlerde, dağların bile unuttuğu bir yerin altında, yeryüzünden kilometrelerce aşağıda, gökyüzünün mavisini hiç görmemiş bir göl yatardı. Adı Gözyaşı Gölü’ydü ama aslında gözyaşı dökmemişti; sadece çok eski zamanlarda, ilk yıldızlar yere düşüp kırıldığında, o kırık parçalardan sızan minik ışık damlaları toplanıp bu gölü oluşturmuştu.
Unutulmuş Işığın Gözyaşı Gölü Hikayesi
Derinlerde, dağların bile unuttuğu bir yerin altında, yeryüzünden kilometrelerce aşağıda, gökyüzünün mavisini hiç görmemiş bir göl yatardı. Adı Gözyaşı Gölü’ydü ama aslında gözyaşı dökmemişti; sadece çok eski zamanlarda, ilk yıldızlar yere düşüp kırıldığında, o kırık parçalardan sızan minik ışık damlaları toplanıp bu gölü oluşturmuştu. Su, gündüz-gece diye bir şey bilmediği için hep aynı yumuşak, soluk maviyle parıldardı ve içinde yüzen her şey, dokunduğu anda kendi en güzel anısını hatırlardı. Balıklar eski okyanus dalgalarını, taşlar çocukken yuvarlandıkları tepeleri, hatta rüzgarın unuttuğu yapraklar bile burada yeniden yeşillenirdi.
Gölün kenarında yaşayan tek kişi, on yaşındaki Ela’ydı. Ela’nın saçları gölün renginde, gözleri ise o ışığın en derin yerindeki gibi koyu lacivertti. Annesi yıllar önce göle fazla yaklaştığı için “hatıralarını göle kaptırmış” derlerdi köylüler, ama Ela biliyordu ki annesi gitmemişti; sadece gölün içinde, en parlak damlalardan birinin içinde hâlâ gülümsüyordu. Ela her akşam, küçük bir fenerle gölün kıyısına iner, suya eğilir ve fısıldardı: “Bugün neyi hatırladın anne? Bana da anlat.”
Ve bazen, çok nadiren, gölün yüzeyinde minik bir dalga oluşur, o dalga Ela’nın yanağına değerdi. O anda Ela’nın aklına annesinin kokusu, eski bir ninni, ya da birlikte topladıkları papatyaların sarısı gelirdi. Ama çoğu zaman göl sessiz kalırdı. Ela üzülmezdi; sadece daha çok beklerdi. Bir gece her şey değişti. Ela fenerini yakmadan indi kıyıya çünkü o akşam gökyüzünde yıldızlar bile soluk görünüyordu. Gölü ilk gördüğünde donakaldı: ışık yoktu. Tamamen karanlıktı. Suyun yüzeyi mat bir ayna gibiydi, içinde hiçbir hatıra yansımıyordu. Ela’nın kalbi göğsünde öyle hızlı attı ki, sanki kendi kalp atışları gölü uyandırmaya çalışıyordu. Diz çöktü, ellerini suya daldırdı. Soğuktu, ama o bildik yumuşaklık yoktu; sert, yabancı bir soğuktu. “Anne…” diye fısıldadı. “Neredesin?”
Parmaklarının Ucunda Minicik Bir Sıcaklık Hissetti
Cevap gelmedi. Ama Ela vazgeçmedi. Ellerini sudan çekmedi, öylece bekledi. Saatler geçti. Dizleri uyuştu, gözleri yandı, ama hâlâ oradaydı. Tam umudu bırakmak üzereyken, parmaklarının ucunda minicik bir sıcaklık hissetti. Bir damla. Küçücük, titrek bir ışık damlası. O damla Ela’nın avucunda durdu, sonra yavaşça yükseldi, havada asılı kaldı ve fısıldar gibi konuştu: …ben… senin… ilk gülüşünün… parçasıydım…” Ela’nın gözleri doldu. Damla devam etti: “Göl… hatıraları saklar… ama onları taşıyan sensin. Sen gülmezsen… biz solarız. Sen hatırlamazsan… biz unuturuz.” Ela birden anladı. Bütün o akşamlar, bütün o fısıltılar… O sadece annesini aramıyordu. O, gölün içindeki bütün hatıraları canlı tutuyordu. Her “bugün neyi hatırladın” sorusuyla, her gözyaşı damlasıyla, her gülüşüyle göle “siz hâlâ önemlisiniz” diyordu.
Ela ayağa kalktı. Karanlıkta bile gülümsedi. Sonra yüksek sesle, gölün her köşesine ulaşsın diye bağırdı: “Bugün babamın bana yaptığı salıncakta sallandığımı hatırladım! Ve seninle papatya tacı yaptığımız günü! Ve yağmurda ıslanırken kahkaha attığımız anı! Hepsini hatırlıyorum!” Her kelimeyle birlikte gölde minik ışıklar belirdi. Önce bir damla, sonra on tane, sonra yüzlerce… Işıklar sudan yükseldi, havada dans etti, birbirine değdi, birleşti. Göl birden nefes aldı. Yüzeyi dalgalandı, mavi ışık öyle güçlü parladı ki, mağaranın tavanındaki taşlar bile ışıldamaya başladı. En ortada, en büyük ışık kümesi toplandı ve annesinin silueti belirdi – gülümseyen, el sallayan, “ben buradayım” der gibi. Ela ağlamadı bu sefer. Sadece elini uzattı ve annesinin ışık parmağına dokundu. O anda bütün göl şarkı söyledi; binlerce hatıranın birleştiği, yumuşacık, ninni gibi bir melodi.
Ela Ayağa Kalktı Karanlıkta Bile Gülümsedi
Unutulmuş Işığın Gözyaşı Gölü Hikaye Oku
Sabah olduğunda Ela eve döndü ama artık her akşam göle inmeye devam etti. Artık fener taşımıyor, çünkü göl kendi ışığını hiç söndürmüyordu. Ve her gittiğinde, suya eğilip fısıldıyordu: “Günaydın. Bugün de sizi hatırlıyorum.” Göl de her seferinde cevap veriyordu; dalgalarıyla, ışıklarıyla, en derin yerinden gelen o sıcaklıkla: “Biz de seni… her zaman.” Ve Gözyaşı Gölü, o günden sonra sadece Ela’nın ayak seslerini duyduğunda parlar oldu. Çünkü bazı ışıklar, sadece hatırlayan bir kalbin dokunuşuyla yeniden doğar.
Unutulmuş Işığın Gözyaşı Gölü Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, unutulmuş ışığın gözyaşı gölü hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan unutulmuş ışığın gözyaşı gölü hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Fısıldayan Camdan Yapılmış Orman Hikayesi