Sessizliğin Kaybolan Şarkısı Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz sessizliğin kaybolan şarkısı hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Sessizliğin Kaybolan Şarkısı Hikayesi Oku
Çok uzaklarda, rüzgârın bile usulca fısıldadığı bir vadide, Melodi Köyü diye minicik bir yer vardı; burada eskiden sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kuşlar, dereler, yapraklar, hatta taşlar bile kendi tatlı melodilerini söyler, herkesin kalbi o şarkılarla birlikte atar, çocuklar uyurken rüyalarına bile ninni gibi nağmeler sızardı.
Sessizliğin Kaybolan Şarkısı Hikayesi
Çok uzaklarda, rüzgârın bile usulca fısıldadığı bir vadide, Melodi Köyü diye minicik bir yer vardı; burada eskiden sabahın ilk ışıklarıyla birlikte kuşlar, dereler, yapraklar, hatta taşlar bile kendi tatlı melodilerini söyler, herkesin kalbi o şarkılarla birlikte atar, çocuklar uyurken rüyalarına bile ninni gibi nağmeler sızardı.
Ama bir sonbahar sabahı, sanki görünmez bir el bütün sesleri toplamış da bir kutuya kilitlemiş gibi, köy birdenbire derin bir sessizliğe gömülmüştü; kuşlar gagalarını açıyor ama ötüş çıkmıyordu, rüzgâr dalları sallıyor ama hışırtı yoktu, çocuklar kahkaha atmaya çalışıyor ama sadece dudakları kıpırdanıyordu, en kötüsü de annelerin ninni söyleyememesiydi, çünkü sesleri boğazlarında düğümlenip kalmıştı.
Köyün en küçüğü, dokuz yaşındaki Eren, o sabah uyandığında kulaklarında hâlâ dün gece annesinin söylediği son ninni yankılanıyordu; o yüzden diğerlerinden farklıydı, çünkü içindeki küçük şarkı hâlâ çok hafif, çok ince bir iplik gibi titriyordu, pes etmemişti. Eren pencereyi açtı, dışarıdaki gri sessizliğe baktı, sonra sırtına eski püskü yün hırkasını geçirdi, cebine annesinin örgü iğnesinden kalan tek bir mavi yün topağını koydu ve kararını verdi: “Ben o şarkıları bulacağım, çünkü onsuz bu köy yaşanmaz.”
Yolunun ilk durağı, köyün hemen arkasındaki Unutulmuş Orman oldu; burası eskiden yaprakların her biri ayrı bir nota çalan, dalların rüzgârla keman gibi inlediği büyülü bir yerdi, ama şimdi ağaçlar öyle hareketsiz, öyle suskundu ki sanki nefes bile almıyorlardı. Eren ormana girer girmez ayaklarının altında hafif bir çıtırtı duydu; eğildi, baktı, yerde minicik, soluk bir Nota yatıyordu, eskiden altın gibi parlayan bir do notasının artık sadece gri gölgesi kalmıştı.
Neredeyse Duyulmayacak Kadar Alçak Fısıldadı
Nota titrek bir sesle, neredeyse duyulmayacak kadar alçak fısıldadı: “Beni buraya attılar… İnsanlar o kadar çok bağırdı, o kadar çok ‘Sus artık!’ dedi ki, korktum… küçüldüm… sustum.” Eren yere oturdu, notayı avucuna aldı, usulca üfledi ve “Ben seni susturmayacağım,” dedi, “çünkü seninle başlayan her sabah, içimde bir güneş doğuyordu.” Nota biraz ısındı, hafifçe titreşti, sonra Eren’in avucunda minik bir altın ışık gibi parlamaya başladı.
Birlikte yola devam ettiler; Eren önde, Nota omzunda hafif hafif zıplıyor, ormanın derinliklerinde başka kayıp sesler arıyordu. Bir süre sonra kocaman, yosun kaplı bir mağaranın girişinde durdular; mağaranın içinden çok derin, çok eski bir hüzün yükseliyordu. Eren içeri girdiğinde, mağaranın tavanından sarkan uzun, kristal gibi Akort Telleri gördü; hepsi birbirine dolanmış, paslanmış, titreşemeyecek kadar yorgun düşmüştü.
En uzun tel öne eğildi ve iç çekti: “Ben eskiden gök gürültüsünün, derelerin, kahkahaların titreşimini taşırdım… Ama insanlar korktu benden, ‘Çok yüksek, çok gürültülü’ dediler, ben de sustum, paslandım.” Eren ellerini uzattı, telleri nazikçe okşadı ve “Sen gürültü değilsin,” dedi, “sen hayatın nabzısın… Sensiz ne kahkaha duyulur, ne gök gürler, ne kalp atar… Lütfen yine titreş.” Mavi yün topağını çıkarıp tellerin üzerine sardı; yün sıcaklığını verdikçe teller yavaş yavaş gevşedi, paslar döküldü, en sonunda hafif bir “vıınnn” sesi çıktı ve mağara birdenbire titreşmeye başladı.
Artık üçlerdi: Eren, minik altın Nota ve yeniden canlanan Akort Teli. Yol onları Rüya Tepesi’ne götürdü; tepenin zirvesinde, kocaman gri bir kabuk gibi duran dev bir Sessizlik Küresi vardı, içinde bütün kayıp şarkılar, ninniler, kahkahalar, kuş sesleri, rüzgâr fısıltıları hapsedilmişti. Kürenin etrafında minik minik gölgeler dolaşıyordu; bunlar susturulmuş duyguların hayaletleriydi, hepsi birbirine sarılmış, ağlamaklı bekliyordu.
Ellerini Koydu Ve Bağırmadı
Sessizliğin Kaybolan Şarkısı Hikaye Oku
Eren kürenin önüne diz çöktü, ellerini koydu ve bağırmadı, bağırmak yerine içindeki o küçücük şarkıyı, annesinin ninnisini, en derin yerinden çağırdı; sesi önce titrek, sonra daha güçlü, daha berrak çıktı. Nota ona eşlik etti, Akort Teli titreşim verdi ve yavaş yavaş kürenin gri kabuğu çatlamaya başladı; çatlaklardan önce kuş cıvıltıları, sonra çocuk kahkahaları, derelerin şırıltısı, annelerin ninnileri, rüzgârın tatlı şarkısı dışarı süzülmeye başladı.
En sonunda küre tamamen parçalandı ve gökyüzüne kocaman bir ışık patlaması yayıldı; bütün sesler özgür kaldı, birbirine sarıldı, dans etti, köyün üzerine yağmur gibi yağdı. Aşağıda Melodi Köyü uyanıyordu; önce bir çocuk “Sesim geri geldi!” diye bağırdı, sonra bir anne ninni söylemeye başladı, kuşlar yeniden ötmeye, rüzgâr dalları şıngırdatmaya koyuldu ve bütün vadi yeniden şarkı söylemeye başladı.
Eren tepeye oturdu, yanına minik Nota ve Akort Teli de yerleşti; üçü birlikte gökyüzüne baktılar. Eren fısıldadı: “Teşekkür ederim… Siz olmasanız, kalbim sessiz kalırdı.” Nota hafifçe zıpladı, “Biz de sana teşekkür ederiz… Çünkü bizi susturmadın, bizi sevdin.” O günden sonra köyde kimse bir sesi susturmadı; çünkü öğrenmişlerdi ki, sesler tıpkı kalpler gibi, sevilmek için vardır, duyulmak için vardır, paylaşılmak için vardır. Ve bazı geceler, Eren penceresinden dışarı bakar, içindeki şarkının hâlâ titrediğini hisseder ve gülümser; çünkü bilir ki, sessizlik sadece bir misafirdir, ama şarkı… şarkı sonsuza kadar kalır.
Sessizliğin Kaybolan Şarkısı Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, sessizliğin kaybolan şarkısı hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan sessizliğin kaybolan şarkısı hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Gökyüzünün Unuttuğu Renk Hikayesi