Rüzgarın Taşıdığı Unutulmuş Renkler Diyarı Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz rüzgarın taşıdığı unutulmuş renkler diyarı hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Rüzgarın Taşıdığı Unutulmuş Renkler Diyarı Hikayesi Oku
Çok eski zamanlarda, yüksek dağların arasındaki kuytu bir vadide, küçük bir kasabada yaşayan bir oğlan çocuğu vardı. Adı Ekin’di. Ekin’in saçları güneşin batışındaki turuncu tonları andırır, gözleri ise derin bir orman gölünün sakin yeşili gibiydi.
Rüzgarın Taşıdığı Unutulmuş Renkler Diyarı Hikayesi
Çok eski zamanlarda, yüksek dağların arasındaki kuytu bir vadide, küçük bir kasabada yaşayan bir oğlan çocuğu vardı. Adı Ekin’di. Ekin’in saçları güneşin batışındaki turuncu tonları andırır, gözleri ise derin bir orman gölünün sakin yeşili gibiydi. Her sabah erkenden uyanır, penceresinden dışarı bakar ve rüzgârın getirdiği kokuları içine çekerdi. Rüzgâr bazen çiçek kokusu, bazen ıslak toprak kokusu, bazen de hiç tanımadığı tatlı bir şey getirirdi. Ekin o kokuları takip etmek isterdi ama annesi hep “O kadar uzağa gitme, kaybolursun” derdi.
Bir sonbahar akşamı, yaprakların altın sarısı ve kızıl renklere büründüğü, havanın tatlı bir serinlikle dolduğu bir vakitte Ekin dayanamadı. Evden sessizce çıktı, sırtına küçük bir çanta aldı ve rüzgârın en güçlü estiği yöne doğru yürümeye başladı. Rüzgâr o gün çok canlıydı; sanki bir arkadaş gibi onu çağırıyor, saçlarını karıştırıyor, kulaklarına gizli şarkılar fısıldıyordu. Ekin yürürken yol üzerindeki taşlar hafifçe yer değiştiriyor, ağaçlar dallarını eğerek ona yol gösteriyordu. Uzun bir süre yürüdükten sonra vadinin en gizli köşesine ulaştı. Orada, büyük bir kayanın arkasında, rüzgârın birdenbire durduğu bir yer vardı. Hava tamamen sakinleşmişti. Ekin kayayı yavaşça dolandı ve karşısında inanılmaz bir manzara gördü. Toprak, yavaş yavaş bir kapı gibi açılıyordu. İçinden çıkan ışık, tüm renklerin bir arada erimiş hali gibiydi; ne tamamen beyaz ne tamamen renkli, ama her ikisi birden. Işık, sıcak bir kucaklama gibiydi ve Ekin’i korkutmak yerine içine davet ediyordu.
Ekin tereddüt etmeden o ışığın içine adım attı. Bir anda kendini bambaşka bir diyarda buldu. Burası, Rüzgârın Taşıdığı Unutulmuş Renkler Diyarı’ydı. Gökyüzü hiç durmadan renk değiştiriyordu; bir an pembe, bir an lavanta, bir an altın sarısı oluyordu. Ağaçların yaprakları camdan yapılmış gibi şeffaf ve parlaktı; rüzgâr estiğinde her biri farklı bir renk saçıyor, etrafa minik renk bulutları yayıyordu. Çiçekler kendi aralarında sohbet ediyor, kelebekler kanat çırptıkça yeni renkler yaratıyor, küçük dereler ise şarkı söyleyerek akıyordu.
Kendini Bambaşka Bir Diyarda Buldu
Diyarın ortasında, dev gibi bir renk ağacı yükseliyordu. Bu ağacın gövdesi kristal gibi saydamdı ve içinden binlerce renk akıyordu. Dallarında ise her biri farklı bir duyguyu temsil eden meyveler sarkıyordu: mutluluk veren altın sarısı meyveler, cesaret veren kırmızı meyveler, huzur veren mavi meyveler… Ağacın altında ise yaşlı bir rüzgâr perisi oturuyordu. Perinin saçları rüzgârdan örülmüş gibi sürekli hafif hafif dalgalanıyor, elbisesi ise sürekli değişen renklerden dokunmuştu. “Hoş geldin, meraklı Ekin,” dedi perisi yumuşak ve meltem gibi bir sesle. “Ben bu diyarın bekçisiyim. Burası, büyüklerin unuttuğu, çocukların ise kalplerinde taşıdığı renklerin yaşadığı yerdir. Rüzgâr, kaybolan renkleri buraya getirir ve biz onları koruruz. Sen geldin diye diyar yeniden canlandı.”
Ekin hayranlıkla etrafına bakarak sordu: “Peki burada ne yapacağım? Bu renkler ne işe yarıyor?” Rüzgâr perisi gülümsediğinde tüm diyar biraz daha parlaklaştı. “Her renk bir duyguyu, her meyve bir dersi saklar. Dolaş, dokun, dinle. Ama en önemlisi, buradan ayrılırken bir rengi kalbine sakla. O renk, hayatın boyunca sana yol gösterecek. Unutma, renkler korktuğunda solar, cesaret ettiğinde ise en güzel halini gösterir.” Ekin saatlerce diyarın içinde gezdi. Bir grup renk kelebeğiyle oynadı; onlar ona gösterdi ki, farklı renkler bir araya geldiğinde en güzel resmi oluştururlar, tıpkı farklı insanların dost olması gibi. Bir mavi dere kenarında oturup suyun şarkısını dinledi; su ona sabırlı olmayı, yavaş yavaş akarak en sonunda denize ulaşmayı öğretti. En sevdiği ise, altın sarısı bir meyveyi tatmasıydı. Meyveyi ısırdığında içinde tarifsiz bir sıcaklık ve mutluluk hissetti; sanki tüm güzel anıları aynı anda hatırlamıştı.
En sevdiği İse Altın Sarısı Bir Meyveyi Tatmasıydı
Zaman burada da farklı akıyordu. Dışarıda sadece kısa bir süre geçmişken Ekin burada günler geçirmiş gibi hissediyordu. Sonunda rüzgâr perisi nazikçe yaklaştı. “Artık dönme vakti geldi küçük dostum. Ama diyar her zaman burada olacak. Yeter ki rüzgâr estiğinde kulaklarını açık tut ve kalbinin renklerini soldurma.” Ekin, renk ağacından minik bir renk kristali kopardı. Bu kristal avucunda ılık ılık ışıldıyor, içinden sürekli renk değiştiriyordu. Diyardan çıktığında kayanın arkasındaki yer kapandı.
Rüzgarın Taşıdığı Unutulmuş Renkler Diyarı Hikaye Oku
Orman yine aynı ormandı ama Ekin’in gözleri artık her şeyi daha renkli görüyordu. Eve dönerken rüzgâr yine saçlarını karıştırdı ama bu sefer Ekin de ona eşlik ederek ıslık çaldı. O günden sonra Ekin, her rüzgârlı günde dışarı çıkar oldu. Avucundaki renk kristalini sıkıca tutar ve bazen fısıldardı: “Teşekkürler.” Büyüdükçe de o renkleri başkalarına göstermeye başladı; resim yaparak, şarkı söyleyerek, dostluk kurarak… Çünkü biliyordu ki, unutulmuş renkler diyarı hâlâ orada, rüzgârın taşıdığı her nefeste yeni bir çocuk bekliyordu.
Rüzgarın Taşıdığı Unutulmuş Renkler Diyarı Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, rüzgarın taşıdığı unutulmuş renkler diyarı hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan rüzgarın taşıdığı unutulmuş renkler diyarı hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Ay Işığının Unuttuğu Sır Bahçesi Hikayesi