Küçük Tilki Fısıldayan Yıldızın Peşinde Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz küçük tilki fısıldayan yıldızın peşinde hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Küçük Tilki Fısıldayan Yıldızın Peşinde Hikayesi Oku
Derin, kadife gibi koyu mavi bir ormanın tam kalbinde, yaprakların bile birbirine usulca “şşşşt” dediği o sessiz yerde, minicik, turuncu kuyruğuyla dünyadaki en meraklı tilki yaşarmış.
Küçük Tilki Fısıldayan Yıldızın Peşinde Hikayesi
Derin, kadife gibi koyu mavi bir ormanın tam kalbinde, yaprakların bile birbirine usulca “şşşşt” dediği o sessiz yerde, minicik, turuncu kuyruğuyla dünyadaki en meraklı tilki yaşarmış. Adı Fener’miş. Fener’in tüyleri gece olduğunda hafif hafif parlar, sanki içine birkaç tane unutulmuş yıldız tozu serpilmiş gibiymiş; burnu her zaman yeni kokuların peşinde titrer, kulakları ise en ufak bir rüya hışırtısını bile yakalarmış.
Fener’in en büyük hayali, bir gece gerçekten konuşan bir yıldız bulmaktı. Çünkü ormandaki bütün hayvanlar anlatırdı: “Yıldızlar sadece ışık değil, aynı zamanda dilekleri dinleyen küçük fenerlerdir” derlerdi. Ama Fener’in bildiği kadarıyla, gökyüzündeki bütün yıldızlar çok yüksekteydi, çok sessizdi ve hiçbiri aşağı inip “Merhaba, nasılsın?” dememişti. Bir sonbahar akşamı, yapraklar turuncu-turuncu dans ederken, Fener yine ormanın en yüksek tepesine tırmanmış, burnunu gökyüzüne kaldırmış ve içinden geçirmiş: “Keşke bir yıldız benimle konuşsa… sadece bir kerecik…”
Tam o sırada, gökyüzü hafifçe ürpermiş gibi olmuş. Bir yıldız –ama sıradan bir yıldız değil, kenarları yumuşacık, sanki pamuk şekerden yapılmış gibi parlayan minicik bir yıldız– yavaş yavaş kaymaya başlamış. Kayıyor, kayıyor, kayıyor… ve tam Fener’in burnunun ucuna, usulca, tüy gibi hafifçe inmiş. Fener önce donup kalmış. Sonra burnuyla hafifçe dürtmüş. Yıldız gıdıklanmış gibi titremiş ve birdenbire minik, çınlayan bir sesle konuşmuş: “Merhaba… ben Fısıldayan Yıldız’ım. Senin dileğini duydum da… aşağı indim.”
Fener’in kuyruğu öyle hızlı sallanmaya başlamış ki, etraftaki ateş böcekleri bile şaşırıp kendi ışıklarını unutmuş. “Gerçekten mi konuşuyorsun? Gerçekten mi benim için indin?” diye sormuş, sesi titriyor, gözleri kocaman kocaman açılmış. Yıldız gülümsemiş –tabii yıldızlar gülünce bütün etraf biraz daha aydınlanırmış–. “Evet, ama bir sorun var,” demiş. “Ben aşağıda çok uzun kalamam. Eğer şafak sökerken gökyüzüne geri dönemezsem, ışığım söner ve sonsuza kadar karanlık bir taş olurum.” Fener hemen atılmış: “O zaman seni geri götüreyim! Ama nasıl? Ben uçamıyorum ki…”
Tam O Sırada Gökyüzü Hafifçe Ürpermiş Gibi Olmuş
Fısıldayan Yıldız düşünmüş, sonra kuyruğunun ucundaki minik ışığı Fener’in burnuna değdirmiş. “Senin kalbin çok parlak,” demiş. “Eğer gerçekten istersen, birlikte yükselebiliriz. Ama yol uzun ve zor. Ormanın derinliklerinde üç tane unutulmuş ışık toplaman lazım. Onlar olmadan yükselecek gücümüz olmaz.” Böylece maceraya başlamışlar.
İlk ışık, Gölgenin Unuttuğu Işık’mış. Ormanın en karanlık köşesinde, hiç güneş görmeyen bir mağarada saklanırmış. Fener korkmuş ama Yıldız “Korkunu yanına al, o da senin bir parçan” deyince cesaretlenmiş. Mağaraya girmiş, karanlıkta adım adım yürümüş ve en dipte, titrek titrek yanıp sönen minik bir mum ışığı bulmuş. Işığa “Gel, seni özleyenler var” deyince mum hop diye Fener’in kuyruğuna yapışmış.
İkinci ışık, Kırık Dalların Hatırası’ymış. Çok eski bir ağacın kırık dallarının arasında kalmış, ağaç onu unutmuş ama dal hâlâ hatırlıyormuş. Fener ağaca sarılmış, “Üzülme, hatıralar kırılınca kaybolmaz, sadece başka bir yere gider” demiş. O anda dallar arasından altın sarısı bir ışık fırlamış, Fener’in kulaklarının arkasına konmuş.
Üçüncü ve en zoru, Uyuyan Çocukların Rüya Tozu’ymuş. Uzak bir köydeki, tam pencere kenarında uyuyan minik bir çocuğun yastığının altında saklanırmış. Fener ve Yıldız gece yarısı köye ulaşmışlar. Fener usulca pencereden bakmış, çocuğun yüzündeki tatlı gülümsemeyi görmüş. İçinden fısıldamış: “Rüyanı bölmek istemiyorum ama bir parçacık ödünç alabilir miyim?” Çocuk uykusunda gülümsemiş ve yastığın altından minik, ışıltılı bir toz bulutu yükselmiş, Fener’in patilerine serpilmiş.
Şafak Sökerken Üç Işık Da Birleşmiş
Küçük Tilki Fısıldayan Yıldızın Peşinde Hikaye Oku
Şafak sökerken üç ışık da birleşmiş. Fener’in tüyleri birdenbire gökkuşağı gibi parlamaya başlamış. Yıldız “Şimdi tut beni” demiş. Fener minik pençeleriyle Yıldız’ı kavramış ve birlikte yükselmeye başlamışlar. Orman aşağıda küçülmüş, ağaçlar selam vermiş, ateş böcekleri onlara yol göstermiş. Gökyüzüne vardıklarında Yıldız dönüp Fener’e bakmış. “Teşekkür ederim,” demiş. “Artık biliyorum ki, bazı yıldızlar aşağı inmeli ki gerçekten parlayabilsin.” Sonra alnına minik bir öpücük kondurmuş –yıldız öpücüğü olunca insanın kalbi ısınır, unutulmaz– ve yavaşça yerine geri dönmüş.
Fener o günden sonra her gece tepesine çıkar, gökyüzüne bakar ve fısıldarmış: “İyi geceler Fısıldayan Yıldız… hâlâ konuşuyor muyuz?” Ve her seferinde, en parlak yıldız hafifçe yanıp sönermiş. Sanki “Evet, hâlâ buradayım” der gibi.
Küçük Tilki Fısıldayan Yıldızın Peşinde Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, küçük tilki fısıldayan yıldızın peşinde hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan küçük tilki fısıldayan yıldızın peşinde hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Küçük Bulutun Unuttuğu Gökyüzü Çantası Hikayesi