HikayelerOku | Hikayeler – Çocuk Hikayeleri – Hikaye Oku

Köklerin Fısıldadığı Kapı Hikayesi

Köklerin Fısıldadığı Kapı Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz köklerin fısıldadığı kapı hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.

Köklerin Fısıldadığı Kapı Hikayesi Oku

Derin bir ormanın tam kalbinde, öyle bir ağaç vardı ki diğerleri ona “Son Tanık” derdi. Çünkü o ağaç, büyükannenin büyükannesinin çocukluğundan beri ormanda duruyordu; gövdesi o kadar kalınlaşmıştı ki üç çocuk el ele tutuşsa yine sarılamazdı.

Köklerin Fısıldadığı Kapı Hikayesi

Derin bir ormanın tam kalbinde, öyle bir ağaç vardı ki diğerleri ona “Son Tanık” derdi. Çünkü o ağaç, büyükannenin büyükannesinin çocukluğundan beri ormanda duruyordu; gövdesi o kadar kalınlaşmıştı ki üç çocuk el ele tutuşsa yine sarılamazdı. Yaprakları her mevsimde aynı anda hem yeşil hem altın rengi olurdu, sanki zaman onun dallarında unutulmuş gibi asılı kalırdı. Ama en tuhaf yanı, gövdesinin kuzey tarafında, kimsenin fark etmediği kadar alçakta, minicik bir kapı olmasıydı. Kapı o kadar küçüktü ki, ancak dört-beş yaşında bir çocuk eğilip içeri bakabilirdi.

Üstelik kapının kolu bile yoktu; sadece yuvarlak, pürüzsüz bir delik vardı ve o deliğin içinden her zaman hafif bir bal kokusu sızardı. Ormandaki çocuklar yıllarca o kapıyı görmezden gelirdi çünkü büyükler “Orası sadece rüzgârın oyunu, sakın dokunma” derdi. Ama Mina farklıydı. Mina, sekiz yaşına bastığı gün, annesinin ona verdiği eski, paslı bir pusulayı cebine koyup ormana gitti. Pusula hiçbir zaman kuzeyi göstermiyordu; onun yerine hep aynı noktaya, Son Tanık’a saplanıyordu.

Mina ağacın önüne oturdu, dizlerini göğsüne çekti ve uzun uzun kapıya baktı. Kapı o gün sanki nefes alıyordu; tahtası hafifçe şişip iniyor, içinden gelen bal kokusu daha yoğunlaşıyordu. Mina parmağını o yuvarlak deliğe soktu. Bir an hiçbir şey olmadı. Sonra parmağının ucunda tatlı, ılık bir şey hissetti. Bal değildi. Daha çok… birinin gözyaşı gibi, ama tatlı olanından. Aniden kapı sessizce içe doğru açıldı. Mina’nın kalbi göğsünde kuş gibi çırpınıyordu ama korkmuyordu. Sadece merak ediyordu. Eğilip içeri baktığında karşısında daracık, kıvrılarak aşağı inen bir tünel gördü. Tünelin duvarları ağacın içindeki canlı damarlar gibi hafifçe parlıyordu; kırmızı, mor ve lacivert ışıklar damar damar akıyordu. Mina derin bir nefes aldı, pusulasını sıktı ve emekleyerek içeri girdi.

Tünel Çok Uzun Değildi Ama Her Adımda Dünya Değişiyordu

Tünel çok uzun değildi ama her adımda dünya değişiyordu. Önce kokular: ıslak toprak, nane, taze ekmek, sonra çocukluğunun unuttuğu bir şarkı… Mina’nın annesinin ninni olarak söylediği o eski şarkı, duvarlardan fısıldanıyordu. Daha aşağı indikçe sesler çoğaldı. Kahkahalar, ağlamalar, “Keşke…” diye başlayan cümleler, yarım kalmış masallar… Hepsi ağacın köklerine sığınmış, unutulmamak için birbirine sarılmış gibiydi. En dipte, tünel geniş bir odaya açıldı. Oda aslında ağacın en derin köküydü; tavanı yoktu, sadece sonsuz gibi uzanan başka kökler birbirine dolanmıştı ve aralarından minik yıldızlar sızıyordu. Ortada, yere oturmuş yaşlı bir tilki duruyordu. Tüyleri gümüş gibi parlıyordu ama gözleri çok yorgundu. Önünde, yere saçılmış binlerce minik ışık topu vardı; bazıları sönük, bazıları hâlâ titreyerek yanıp sönüyordu.

“Merhaba küçük yolcu” dedi tilki, sesi yaprak hışırtısı gibi yumuşaktı. “Ben Kök Bekçisi’yim. Burası, insanların söylemeye utandığı ya da vakit bulamadığı sözlerin toplandığı yerdir. Her ışık tanesi bir sözdür. Bazıları ‘Seni özledim’ der, bazıları ‘Affet beni’, bazıları sadece ‘İyi ki doğdun’…” Mina etrafına baktı. Bir ışık tanesi yavaşça ona yaklaştı, avucuna kondu ve pat diye açıldı. İçinden annesinin sesi çıktı: “Bir gün anlayacaksın Mina’m, bazen susmak da sevgidir.” Mina’nın gözleri doldu ama ağlamadı. Sadece o ışığı göğsüne bastırdı.

Tilki başını eğdi. “Çoğu insan buraya hiç gelmez. Bazıları kapıyı görür ama parmağını sokmaya cesaret edemez. Sen geldin. Şimdi bir söz bırakabilirsin buraya… ya da bir söz alabilirsin.” Mina düşündü. Sonra usulca fısıldadı: “Babamın bana sarılmadığı o doğum gününden beri içimde taşıdığım ‘Neden?’ sorusunu bırakıyorum. Artık onu taşımak istemiyorum.” Bir ışık tanesi Mina’nın dudaklarından doğdu, titreyerek havada asılı kaldı ve sonra yere konup diğer sönük taneciklerin arasına karıştı. Aynı anda, Mina’nın göğsünde yıllardır hissettiği o ağır taş eridi gitti. Yerine sıcak, hafif bir şey yerleşti. Tilki gülümsedi. “Şimdi git. Ama şunu bil: Kapı her zaman burada. Yeter ki bazen durup gerçekten dinle. İçindeki sessiz soruları, içindeki yarım cümleleri… O zaman parmakların yine o deliği bulur.”

Ağacın Kapısından Çıktığında Güneş Batmak Üzereydi


Köklerin Fısıldadığı Kapı Hikaye Oku

Mina tünelden geri dönerken kökler ona yol açtı, ışıklar yolunu aydınlattı. Ağacın kapısından çıktığında güneş batmak üzereydi. Orman aynı ormandı ama Mina artık aynı Mina değildi. Pusulası hâlâ kuzeyi göstermiyordu ama artık buna ihtiyacı yoktu. O günden sonra Mina her ayın ilk pazar günü Son Tanık’ın yanına gider, kapıya bakar ve bazen parmağını sokardı. Bazen bir söz bırakır, bazen bir söz alırdı. Ve her seferinde, ormandan dönerken biraz daha hafif, biraz daha bütün hissederdi. Belki bir gün sen de derin bir ormanda, çok eski bir ağacın önünde durursun. Belki bir kapı görürsün. Belki de o kapı senin içindeki bir cümleyi bekliyordur. O zaman korkma. Parmağını uzat. Çünkü bazı kapılar, ancak gerçekten bakmak isteyen ellerle açılır.

Köklerin Fısıldadığı Kapı Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, köklerin fısıldadığı kapı hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan köklerin fısıldadığı kapı hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.

Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.

Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Bulutların Altında Saklanan Merdiven Hikayesi