Gözyaşlarından Doğan Yıldız Bahçesi Hikayesi ile alakalı yazımızın içeriğinde, derlemiş olduğumuz gözyaşlarından doğan yıldız bahçesi hikayesi bulabilir, paylaşabilirsiniz.
Gözyaşlarından Doğan Yıldız Bahçesi Hikayesi Oku
Çok eski bir zamanda, bulutların bile hatırlamadığı bir yükseklikte, gökyüzünün en kuytu köşesinde minicik bir bahçe saklı duruyordu. Bu bahçe ne toprakta, ne de suda yetişiyordu; aslında insanların gözyaşlarından ve gülüşlerinden kalan en hafif damlalarla besleniyordu.
Gözyaşlarından Doğan Yıldız Bahçesi Hikayesi
Çok eski bir zamanda, bulutların bile hatırlamadığı bir yükseklikte, gökyüzünün en kuytu köşesinde minicik bir bahçe saklı duruyordu. Bu bahçe ne toprakta, ne de suda yetişiyordu; aslında insanların gözyaşlarından ve gülüşlerinden kalan en hafif damlalarla besleniyordu. Kimse oraya ayak basmamıştı çünkü kapısı yoktu, merdiveni yoktu, yolu yoktu. Yalnızca çok derin bir özlemle bakanlar, bir anlığına görebiliyordu onu. Bahçenin tam ortasında, yaprakları gece-gündüz hafifçe titreşen tek bir ağaç vardı. Adı yoktu bu ağacın, çünkü isimler ona ağır gelirdi. Dallarının ucunda, sıradan meyveler yerine küçük, saydam küreler sallanırdı. Her kürenin içinde başka bir çocuğun yarım kalmış hayali yaşardı. Kimisi uçmayı hayal eden bir kelebeğin kanat çırpışını, kimisi annesinin unuttuğu ninniyi, kimisi de hiç söylenmemiş “seni seviyorum” kelimesini taşıyordu.
Bir gün —ki bu “gün” kelimesi bile o bahçede biraz tuhaftı, çünkü zaman orada normal akmazdı— küçücük bir kız çocuğu, adı Leylâ olan, gözlerini kapattığında yanlışlıkla o bahçeye düştü. Düşmekten çok, özlemle çekilmiş gibiydi aslında. Annesinin o sabah “bugün konuşmak istemiyorum” dediği cümle, Leylâ’nın göğsünde kocaman bir delik açmıştı. O delikten sızan sessizlik, onu gökyüzünün unuttuğu bahçeye kadar taşımıştı. Leylâ ağacın altına oturduğunda, dallardan bir küre yavaşça aşağı sarktı ve tam burnunun ucunda durdu. İçinde, annesinin yirmi yıl önce, henüz yedi yaşındayken söylediği ama sonra unuttuğu bir cümle vardı: “Sen büyüdüğünde sana her gece yıldızları sayacağım, söz.” Küre o cümleyi Leylâ’nın kulaklarına fısıldarken, aynı anda başka bir kü…
Ağaç Konuşmadı Çünkü Ağaçlar Genelde Suskundur
Ağaç konuşmadı, çünkü ağaçlar genelde suskundur. Yalnızca en alt dalındaki en küçük küre, usulca Leylâ’nın avucuna düştü. O kürenin içinde, annesinin yirmi yıl önceki sesi ile Leylâ’nın beş yaşındaki fısıltısı artık tek bir melodi olmuştu; yarım kalan bir ninni, yıldızları sayma sözü ve “hep yanında kalacağım” vaadi birbirine sarılmış, ışıl ışıl dönüyordu. Leylâ küreyi göğsüne bastırdığında, o delik —annesinin sabahki sessizliğinin açtığı yara— yavaş yavaş kapanmaya başladı. Işık, köklerden yukarı değil, bu kez Leylâ’nın içinden dışarıya akıyordu; sanki bahçe artık onun bir parçası olmuştu.
Bahçenin etrafındaki sis tamamen dağıldığında, gökyüzü bambaşka bir renge büründü. Normal mavi değildi artık; mor, altın ve gümüşün karıştığı, hiç batmayan bir alacakaranlık gibiydi. Ağacın dalları eğildi, küreler birer birer yere indi ve her biri düştüğü yerde minik birer yıldız çiçeğine dönüştü. Çiçeklerin yaprakları saydamdı, içlerinden geçen hayaller hâlâ belli belirsiz görünüyor, hafifçe titreşiyordu. Leylâ ayağa kalktığında fark etti ki ayaklarının altında artık bulut değil, yumuşacık, ılık bir halı gibi uzanan ışık yolları vardı. Bu yollar aşağıya, dünyanın olduğu yere iniyordu; tam da annesinin oturduğu mutfak penceresinin önüne.
Leylâ bir adım attı ve o anda bütün bahçe onunla birlikte hareket etti. Ağaç yerinden sökülmedi ama kökleri uzadı, dalları esnedi, küre-çiçekler peşinden sürüklendi. Sanki bahçe, yıllardır beklediği bir misafiri geri göndermek istemiyordu ama aynı zamanda onu eve ulaştırmak zorundaydı. Yol boyunca Leylâ’nın kulaklarında ninni yeniden doğdu; bu kez annesinin sesi daha net, daha yakın geliyordu. “Sen büyüdüğünde sana her gece yıldızları sayacağım, söz…” ve Leylâ’nın kendi çocuk sesi cevap veriyordu: “Anne ben hep yanında kalacağım, korkma…”
Dünyaya Yaklaştıkça Bahçe Küçülmeye Başladı
Gözyaşlarından Doğan Yıldız Bahçesi Hikaye Oku
Dünyaya yaklaştıkça bahçe küçülmeye başladı. Gökyüzünün kuytusundan inen ışık, önce bir perde gibi pencereyi sardı, sonra mutfağın içine sızdı. Annesi o sırada masada oturmuş, boş bir fincanı elinde çeviriyordu; gözleri uzaklara dalmıştı. Tam o anda Leylâ’nın ayakları yere değdi. Ama değdiği yer mutfak zemini değildi; hâlâ hafifçe havada asılıydı, ayakkabılarının ucu yerden birkaç santim yukarıdaydı. Elindeki son küre-çiçek hâlâ avucundaydı ve o çiçek, annesinin burnunun ucunda yavaşça açıldı. Annesi başını kaldırdı. Gözleri önce şaşkınlıkla büyüdü, sonra doldu. Çünkü o çiçeğin içinde, yirmi yıl önce verdiği sözü ve Leylâ’nın küçücükken fısıldadığı vaadi görüyordu. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, bu kez sessizlik değil, kelimeler döküldü dudaklarından: “Ben… unuttum mu sandın? Hiç unutmadım ki. Sadece… söylemeyi beceremedim.”
Leylâ yere indi, çiçek elinden kayıp annesinin avucuna geçti. O anda bahçe tamamen kaybolmadı; sadece küçüldü, küçüldü ve annenin göğsüne sığacak kadar minik bir ışık noktasına dönüştü. Artık her gece, annesi Leylâ’yı yatağına yatırdığında, o minik ışık göğsünden hafifçe parlıyor, yıldızları saymaya başlıyordu. Bazen Leylâ da duyuyordu o fısıltıyı: yarım kalmış hayallerin, gözyaşlarından doğan yıldızların şarkısını. Ve o bahçe, hâlâ orada, gökyüzünün en kuytu köşesinde duruyor. Ama artık kapısı yok, yolu yok diye üzülmüyor; çünkü en derin özlemlerle bakan herkes, bir anlığına görebiliyor onu. Özellikle de anneler ve çocukları birbirine sarıldığında…
Gözyaşlarından Doğan Yıldız Bahçesi Hikayesi, yazımızın içeriğinde hazırladığımız, gözyaşlarından doğan yıldız bahçesi hikayesi yer almaktadır. Sizde hikayeler oku sayfamızdan gözyaşlarından doğan yıldız bahçesi hikayesini okuyabilir ve arkadaşlarınızlada paylaşabilirsiniz.
Soru vede şikayetleriniz için bize destek@hikayeleroku.com.tr mailinden yazabilirsiniz. Her türlü sorunlarınız için yardımcı olmaya çalışmaktayız.
Dikkatinizi çekebilecek diğer hikaye bağlantımız; Unutulmuş Kelimelerin Kütüphanesi Hikayesi